Okullarda Fiziksel Güvenlik

Çocuk Haklarında Yeni Taktik: Çocuk Hak İhlallerinde Cezasızlığın Stratejik Haritalandırılması

Çocuk Haklarında Yeni Taktik: Çocuk Hak İhlallerinde Cezasızlığın Stratejik Haritaladırılması“İnsanlık, elinden gelenin en iyisini çocuklara vermekle yükümlüdür!”
Cenevre Bildirgesi 1924

Türkiye’de çocuk hakları ihlallerinin devamına sebep olan en önemli ve yapısal sorunlarından biri cezasızlıktır. Cezasızlığın ortadan kaldırılması yalnızca bireysel çocuk hakları ihlalleriyle bağlantılı değil, aynı zamanda genel insan hakları sorunlarına yol açan diğer yapısal sorunlarla bağlantılıdır. Bu bakımdan cezasızlığın ortadan kaldırılmasıyla ilgili her türlü çaba, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının geliştirilmesine katkı sağlar.

Cezasızlık insan hakları literatürüne “ağır insan hakları ihlalleri” ile bağlantılı olarak girmiştir. Ancak ağır ihlallerin dışında da Türkiye’de çocukların yaşadıkları pek çok hak ihlali alanında cezasızlık yoğun olarak yaşanmaktadır. Bu nedenle çocuk hakları ihlallerinde cezasızlığa dair oluşan kısır döngünün görünür hale gelerek, kırılması ve ortadan kaldırılması önemlidir.

Hollanda Elçiliği Matra Programı kapsamında desteklenen Çocuk Haklarında Yeni Taktik: Çocuk Hak İhlallerinde Cezasızlığın Stratejik Haritalandırılması projesi de cezasızlık meselesine stratejik yaklaşarak politika üretmeyi hedefliyor.

Cezasizlik_Proje

Ağustos 2014 tarihinde başlayan proje, karmaşık ve çok boyutlu olan çocuğa yönelik cezasızlıkla mücadele için hem sivil toplum örgütlerine hem de politika yapıcı ve karar vericilere kaynak ve öneri sunmayı hedefliyor. Proje kapsamında; stratejik haritalama yoluyla analiz ettiğimiz vakalar üzerinden politika önerileri geliştirecek ve ilgili kişi kurumlarla paylaşacağız.

Danışma toplantısının ardından önerilerle haritaların son halini verecek, politika önerilerini hazırlayacak, paylaşım toplantısı (kamu idaresi ve STK ) ve meclis çalışması gerçekleştireceğiz.

Günlük yaşamımız içerisinde o kadar farkında olmasak da ağlar tarafından kuşatılmış durumdayız. Birçoğumuz bir ağın parçasıyız ya da bir ağı kullanmakta ya da faydalanmaktayız. Kullandığımız elektrik pek çok kez bir elektrik dağıtım ağıyla bize ulaşmaktadır. Ulaşım için kara, hava, deniz yollarından oluşan ulaşım ağını kullanırız. Gıdalar bir üretici, dağıtım ve tüketiciden oluşan bir ekonomi ağı içinde bize ulaşmaktadır. Internetin kendisi sunucular ve bilgisayardan oluşan bir veri ağıdır. Diğer yandan sosyal ilişkiler bağlamında, arkadaş çevresi de bir ağ olarak nitelendirilebilir.

İki ya da daha fazla öğenin, paylaşım, değişim, iletişim yapmak için birbirlerine bağlı olduğu yapı bütününe ağ denir. Ağ, de Moll tarafından “Birey, kurum ve belgeler arasındaki ilişkileri tanımlayan; bağlantılar, ilişkiler veya etkileşimlerden oluşan veri birikimi” olarak tanımlanmaktadır. [1]

Bir ağın temel unsurları o ağı oluşturan kişi, aktör ve öğeler (odak) ve bunlar arasındaki ilişkilerdir. Bu farklı aktörler ve farklı ilişkiler bağlamında farklı yapı ve nitelikte birçok ağ ortaya konabilir.

Farklı ağlara örnek vermek gerekirse;

İletim ağları: bir şeylerin aktığı, iletildiği ağlardır. Odaklar arasında bir değiş tokuş vardır. Akan şey su elektrik gibi maddi ya da para, haber gibi gayrimaddi olabilir.

Etkileşim Ağları: irtibat, temas üzerine kurulu ağlardır. Bağlantı genel olarak bir olaya dayanır. İrtibat sırasında odaklar arasında bilgi, malzeme ve kaynak aktarımı olur. e-posta, hastalık gibi.

Atıf Ağları: bağlantılar bir sosyal bağ ya da referans, atıf ve tanıma üzerine kuruludur. Sosyal medyadaki arkadaş çevresi, akademik camia gibi.

Üyelik Ağları: ilişkiler üzerine kurulu ağlar. Odaklar grup, kategori ya da belli bir alana ilişkin ilgi üzerine kurulur. Bir derneğe, odaya üye olma.

Haritalama, var olan ağların çeşitli grafik yöntemleri kullanılarak görsel hale getirilmesidir. Ancak ağ haritalamasında metinsel ya da konvansiyonel (tablo, şekil vb) iletişim biçimleri dışında farklı bir yaklaşım kullanılır. Ağ haritalamasında ağ yapısı bir bütün olarak ortaya konulur. Ağın yapısını iş akış şemalarında olduğu gibi yalnızca tek bir akış belirlemez. Odaklar arasında hiyerarşi kurumsal yapılanma şemalarında olduğu gibi etkili değildir. Haritalamanın diğer veri toplama yöntemlerinden ayıran en önemli özelliği ilişkiler üzerine odaklanmasıdır. Bununla tablo, şekil, iş akış şeması ya da kurumsal yapı örneklerinden farklı olarak odaklar, odakların oluşturduğu gruplar (öbekler) ve ilişkiler yoğunluğu ya da ağırlıkları incelenerek farklı çıkarımlar yapmak hedeflenmektedir.

AĞAÇTAN AĞLARA

Ağ haritalaması bilinen bilgi sınıflandırma biçimlerine farklı bir bakış açısı sunmak için geliştirilmiştir. Bilgiyi düzenlemek, basitleştirmek, birlik sağlamak amacıyla insanoğlu eski çağlardan beri kavramları kategorilendirmiş ve çoğu kez ağaç yapısını kullanarak bunu aktarma yolunu seçmiştir. Soyağacı örnekleri, Aristoteles’in, Hegel’in felsefesi, Diderot ve D’lambert’in Ansiklopedisi yine ağaç yapısını kullanmıştır. Canlıların sınıflandırılmasında kullandığımız taksonomi, organizmaların sınıflandırılması ağaç yapısını kullanmaktadır. Ağaç yapısı günümüzde bilgiyi sınıflandırma için kullanılagelen en önemli yapı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilgi birikimi ve dağarcığımız arttıkça ve nesneler, öğelerin farklı yapı ve özellikleriyle farklı ilişkilenme biçimlerine geçmesi sonucu ağaç yapısının eksik kaldığı, sınırlayıcı olduğu, bir merkeziyet ve hiyerarşi sunduğu ortaya çıkmıştır. Warren Weaver “Bilim ve Karmaşıklık” adlı makalesinde bilgiye yaklaşımımız konusunda üç farklı dönemden bahsetmektedir. Weaver’a göre 17. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar olan bir dönem Basitliğin Sorunları olarak tanımlanmaktadır ve bu dönem içerisinde bilimsel yöntem, veri, bilgi toplama, tanımlama, sınıflandırma ve sürekliliğin ve korelasyonun etkilerinin incelendiği bir dönemdir. Bu dönemde iki değişkenli sorunlar üzerinde durulmuştur ve yaklaşım ve sunulan çözümlerin niceliksel ve analitik olmaktan uzak olduğu değerlendirmesini yapmıştır. Düzensiz Karmaşıklığın Sorunları, olarak adlandırılan ikinci dönem modern bilimin ortaya çıktığı, bilimsel yöntem açısından değişkenlerin çoğaldığı, olayların kaotik ve rastgele olmasının gözetildiği bir dönemdir. Weaver bu dönem içerisinde sorunlara genel, kapsayıcı ve tümel yaklaşılarak, olasılık teorileri ve istatistik mekanizmaları ile çözümler sunulduğunu belirtmektedir. Düzenli Karmaşıklığın Sorunları olarak adlandırılan son dönemde ise basitlik ve genelleştirmeden farklı olarak tikel bir yaklaşımın geliştirildiği, bir nesne ya da olayın etkileşimi ya da etkilerinin bulunduğu ortam ya da yerleşik yaklaşım ve ölçüm biçimlerimizden farklı olarak başka alan ve değerlendirmelere tabi olması gerektiğini tartışır. [2] Bir örnekle açıklamak gerekirse ilk dönem; canlıların yapıları, yaşam biçimleri ve alanlarına göre onları sınıflandırmaya gitmişken, ikinci dönem canlıların yapıları ile birbirleriyle olan bağlantıları, habitat alanları içindeki döngüler bunların canlılara etkilerini incelemiştir. Üçüncü dönemde ise canlıların kendilerinden yola çıkarak yaşam alanlarına etkileri diğer canlılarla etkileşimi, toplum, ekonomi gibi çok farklı alanlarla olan etkileşim ve etkileri üzerinde durmayı getirir.

Benzer bir yaklaşım 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Modern Fransız Felsefesinde de görülmektedir. Merkezi, kapsayıcı, hiyerarşik kurallara göre yapılanmış önceki felsefi düşünceye karşı çıkan Deleuze ve Guattari, köksap olarak Türkçe’ye çevrilen “rhizome” kavramını sunmuşlardır. Rhizome; merkezi olmayan, hiyerarşi sunmayan, göstergesel olmayan, merkezi bir düzenleyici ya da hafıza sisteminden bağımsız yalnızca hal ve duruma göre tanımlanabilen sistemler olarak tanımlanabilir. Rhizomatik düşünce ayrıca genelleştirmenin ötesinde farklılıklar üzerinde durarak kavram ve olayları “haritalama” yolunu seçer. [3]

Gerek bilimsel yaklaşım gerek felsefe de ortaya çıkan bu farklı bakış açıları bir paradigma değişimine işaret etmektedir. Ağaç imgesinin bilgi aktarımında sınırlı kalması nedeniyle artık bilginin ağlar yoluyla incelenip, değerlendirildiği söylenebilir.

 AĞ HARITALAMASININ GÜCÜ

Tarihçi Alfred Crosby modern bilimin patlayıcı gelişmesinde en önemli iki faktörden birinin görselleştirme diğerinin ise ölçüm olduğunu ileri sürmüştür. [4] Ağ haritalaması elde olan verileri görselleştirerek aslında giderek karmaşıklaşan ilişkiler, etkileşimler ve aktörler arasında ortaya çıkan farklı motif ve örüntüleri inceleyerek akış, grup, aradalık, en kısa yol gibi değerlendirme yöntemleriyle farklı bir analiz yaklaşımı getirir. Yapılan ilk harita çalışması bir sınıf içerisindeki çocukların etkileşimi üzerinedir. Buna benzer bir örnek üzerinden gidersek ilişkilerin görselleştirilmesinin analiz ve yorumlamada alışıldık aktarım yöntemlerinden ne gibi farklılıklar sunduğunu görebiliriz.

Bir sınıf içerisindeki çocuklara “öğretmen sınıftan bir şey yapılmasını istediğinde bunu hangi arkadaşına söylersin ” sorusunu çocuklara tek tek sorulduğunda:

Ayşe; Barış ve Deniz’e, Barış; Deniz’e, Ceyhun; Barış, Deniz ve Ezgi’ye, Deniz; Fatma’ya, Ezgi; Ceyhun, Deniz ve Fatma’ya, Fatma; Gözde’ya, Gözde; Haluk’a, Haluk; Işıl’a, Işıl; Gözde’ye söyleyeceğini Jale; hiç kimseye söylemeyeceğini belirtiyor.

Bu metin üzerinden kimi çıkarımlar yapmak hayli zorludur. Metni tabloya aktardığımızda ise verilerin daha düzenli bir bilgi sunduğu görülmektedir.

Tablo 1. Sınıf içindeki çocukların etkileşimi tablosu

Ayşe Barış ve Deniz
Barış Deniz
Ceyhun Barış, Deniz ve Ezgi
Deniz Fatma
Ezgi Ceyhun, Deniz ve Fatma
Fatma Gözde
Gözde Haluk
Haluk Işıl
Işıl Gözde
Jale

Tablodan, kimin kimle konuştuğunun daha açık bir şekilde görülmesinin yanında

  • Ayşe’nin iki kişiyle konuştuğu
  • Barış, Deniz, Fatma, Gözde, Haluk, Işıl’ın yalnızca bir kişiyle konuştuğu,
  • Ceyhun ve Ezginin üç kişiyle konuştuğu
  • Jale’ninse kimseyle konuşmadığı çıkarımını yapabiliriz.

Bu veriler bir haritaya aktarıldığında ise

01

Şekil 1. Sınıf içerisindeki çocukların etkileşimi haritası

Tablodan yaptığımız

  • Ayşe iki kişiyle konuştuğu,
  • Barış, Deniz, Fatma, Gözde, Haluk, Işıl’ın yalnızca bir kişiyle konuştuğu,
  • Ceyhun ve Ezginin üç kişiyle konuştuğu,
  • Jale’nin ise kimseyle konuşmadığı,

bilgilerinin yanında,

  • Ezgi ve Ceyhun’un birbiriyle konuştuğu,
  • Gözde, Haluk ve Işıl’ın birbirleriyle konuştuğu ve kapalı bir grup oluşturduğu,
  • Gözde, Haluk ve Işıl grubu ile konuşan kişinin Fatma olduğu, Gözde ve Fatma’nın köprü görevi gördüğünü,
  • Deniz ile dört kişinin konuştuğu,
  • Kırmızı renkteki odakların kız, mavilerin erkek çocuğu olduğu (Deniz bu örnekte bir erkek çocuğu),
  • Bilginin en geniş aktarımı için öğretmenin Ezgi ya da Ceyhun’a söylemesi gerektiği,
  • Ayşe ve Jale’yi haberdar etmedikçe bilginin onlara aktarılmayacağı,

gibi farklı çıkarımlar çok daha kolaylıkla yapılabilir.

4. AĞ HARİTALAMASININ İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA KULLANIMI

Aslında ağ haritalama çalışmaları 20. yüzyılın başında özellikle psikoloji ve sosyoloji alanlarında kullanılmıştır. [5]  Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle ağ haritalaması ekonomiden, biyolojiye birçok uygulama alanı bulmuş ve farklı alanlarda farklı haritalar ortaya konmuştur. 2008 yılında Skye Bender-deMoll, Ağ Analizi ve Haritalama’nın İnsan Hakları’nda Potansiyel Kullanımı adlı makalesi ile ağ haritalamasının alışılmışın dışında farklı bir alanda uygulanabileceğini göstermiştir. [1]

Ağ haritalamasının insan hakları bağlamında kullanılması yöntemiyle;

  • Bilgi, haber ve bakış açılarını genişletmek, değiştirmek,
  • Kurumsal yapılanmaları belirleyerek sosyal bilgi hazinesini artırmak,
  • Bir topluluk ya da oluşum içerisindeki dinamikleri ortaya koymak,
  • Önemli odak (aktör, kişi) ve öbekleri (grupları) belirleyerek müdahalede bulunmak, karar alıcı mekanizmaları işletmek, politikacıları yönlendirmek,
  • Matematiksel ve görsel analiz yapmak,
  • Topluluğun katılımını sağlamak,
  • Etkili savunuculuk taktikleri geliştirmek,

gibi amaçlar hedeflenmektedir.

Bir ağın en önemli iki unsuru odaklar ve bunlara arasındaki ilişkilerdir. Odaklar bir kişi, kurum, kavram, nesne olabilir. İlişkiler ise bu odaklar arasındaki ilişki ve etkileşiminin biçimi ve niteliğini belirtir. Odak ve bunların arasındaki ilişki ve bağlantıları ortaya koymak için verilere ihtiyaç vardır. Haritalama tam da verileri elde etmek, bunların değerlendirilmesi ve görselleştirilmesi sürecidir. İnsan hakları alanında özellikle de vaka temelli yapılacak bir harita çalışmasında verileri elde etmek için olaydan etkilenen, maruz kalan, işleyen ya da tanık olan kişilere sorular sorulmalı, konu hakkında araştırma yapılmalıdır. Dolayısıyla 5N 1K soruları;

  • Ne?: ortaya çıkan olayı belirlemek
  • Ne zaman?: olayın ortaya çıktığı zamandaki toplumsal, hukuki durumu ortaya koymak
  • Nerede?: coğrafi koşullar açısından önemli bir unsurun olup olmadığı ve şiddet türünü belirlemek
  • Kim, kiminle, kimlerle?: olaya dahil olan kişileri, aktörleri ve bunlar arasındaki bağları ortaya koymak
  • Nasıl?: olayın nasıl gerçekleştiği ve ilişkilerin niteliklerini belirlemek
  • Neden?: olayın gerçekleşmesinin sebepleri ve aktörlerin saiklerini ortaya koymak ve nedensellik ilişkilerini belirlemek

amacıyla veri elde etmenin başlangıcı olarak kullanılabilir. Diğer yandan anketler, röportajlar STÖ’lerinin önceden yapmış olduğu raporlar da ilişkisel bilgi hazinesi içermesi açısından kullanılabilir. Gözlemci ve konu üzerine araştırma yapanlara da danışılmalıdır.

Ağın haritalanması sürecinde olaydan etkilenen kişiyle ilişkiye geçen diğer aktörlerin kim olduğu örneğin annesi, babası, öğretmeni, patronu, bakıcısı gibi aktörlerin rolleri, aktörlerin aynı gruba dahil olup olmadığı, aynı olaya maruz kalıp kalmadığı kimlerin ağa dahil edilmesi gerektiği konuları gözetilmelidir. Diğer yandan aktörler arasındaki ilişkiler bağlamında ilişkinin niteliği, yoğunluğu, tekrarı, hangi ilişkilerin ağa dahil edilmesi gerektiği belirlenmelidir.

Vaka analizi için veri toplama süreci kişilerin özel bilgi ve kişisel görüşlerini ifşa etmesini gerektirir. Bu bilgilerin hassas olduğu unutulmamalıdır. Mülakat yapılan kişiler katılımcı olsa da nitelikli bilgiye ulaşmak zor olabilir. Görüşleri ve güvenliklerini tehdit edeceği için bilgi paylaşımından, katılmaktan, imtina edebilirler ve yanlış yönlendirici bilgi verebilirler. Ayrıca insan haklarına ilişkin birçok durumda özel ya da kurumsal kişiler bir soruşturma, tahkikat, dava ya da çekişmeye konu olabileceği gözetilmelidir.

Haritalama süreci doğrusal olarak ilerlemez. Harita için verilerin toplanması ve bunların haritaya dökülmesinin yanında ortaya çıkan harita tekrar gözden geçirilerek veriler tekrar değerlendirilir ve çıkan haritadaki yapılar ağın analizine yardımcı olur. Dolayısıyla haritanın nasıl şekillendirildiği, odak yapı ve ilişkilerin nasıl sunulduğu da önemlidir.

Harita ortaya çıktıktan sonra ağ içindeki odakların birbirleriyle olan ilişkilerini belirleyen “doğal gruplar” ya da toplulukları belirlemek gereklidir. Buradaki mantık birbirleriyle daha çok bağlantısı olan odak öbeklerini belirlemektir. Ağ türüne bağlı olarak, bazı odakların nispeten daha önemli (ya da “güçlü”) konumları vardır. Önem tanımı bağlamsal olarak değişebilir, örneğin bazı durumlarda çok fazla bağlantısı olan, merkezi olan, bir ağ içinde bağlantı sağlayan, odak analiz açısından önem kazanabilir. Bazen bir ağ hakkında önemli olan şey en önemli odak değil hangi odaklar arasında benzer ilişkilerin olduğudur. Ayrı münferit ilişkiler bir ortak yapıya aktarıldığında bunlar arasındaki dolaylı bağlantılar görülebilir.

Diğer yandan daha iyi bir çözümleme yapabilmek için haritalamanın teknik kısmına ilişkin olarak; aktörlerin özelliklerine göre farklı renklerle gösterilmesi, uzak aktörler arasındaki ilişkinin hangi aktörler aracılığıyla kurulduğu, belirli bir şekilde kümelenmiş odakların aktörler ve diğer odaklarla ilişkileri, hangi aktörler arasında bağlantının olmadığı, koptuğu, hangi aktörlerin sürecin dışında kaldığı, aynı ya da benzer haritalarda tekrarlanan aktörler, öbekler ya da ilişkiler benzerliği, ilişkiler yoğunluğu dikkate alınmalıdır.

Fazla veri karmaşık ağlara neden olabilmekte ve bu ilişkilerin sunumunu zorlaştırmaktadır. Çok yoğun ağlar haritaya aktarıldığında bunların okunması güçleşebilir. Farklı tekniklerin kullanılmasıyla bu sorunun üstesinden gelinmektedir.

Bir ağ haritalaması ortaya çıktığında aktörlerin kişisel bilgilerinin açıklanmaması gerekir ve ters mühendislikle bu bilgilere ulaşma imkanı verilmemelidir. Kimlikler gizlense bile, konu hakkında yeterli bilgisi olan biri tarafından bu bilgiler ifşa edilebilir. Okuyucuların ağ görüntüleri ve haritalara yaklaşımı genelde eleştirel olmaktan uzaktır. Bu da herhangi bir istatistiki bilgide olabileceği gibi onca emek verilmiş analizlerin farklı bir bakış açısıyla manipüle edilmesine yol açabilir. Ağ ve haritalamanın farklı amaçlar için kullanılmasının önüne geçilmelidir.

Harita yapmak, insan hakları savunuculuğunda bir amaç değil, araçtır. Çıkarımlar, net ve anlaşılır olmalı ve stratejik anlamda savunuculuk ya da politika geliştirmek için kullanılmalıdır. Ortaya konulacak haritalarla olaydan etkilenen kişilerin durumunu acil olarak değiştirebilme araçları geliştirilmeli, benzer olumsuz süreçlerin tekrar edilmemesi için önlemler oluşturulmalıdır. Aksayan süreçler için çözüm önerileri geliştirilmelidir. Konuyla ilgili ve sorumlu kişilere yardımcı olacak çözümler sunulmalıdır. Bunun için, eğitim programları hazırlanabilir, konunun tanımlanması ve gerekli ilişkilerin kurulması için harekete geçilebilir. Dolayısıyla bu alanda çalışan STÖ’ler olarak şiddet konusunda bir politika geliştirilmeli uygulayıcı ve karar alıcı mekanizmalara çözüm önerileri sunulmalıdır.

 TÜRKİYE’DE İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA YAPILAN HARİTA ÖRNEKLERİ

Türkiye’den insan hakları bağlamında çeşitli ağlar ortaya konmuştur. Genel yapı ve kavramları içeren haritalar yanında vaka temelli örnekler de yapılmıştır. Bu çalışmalardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:

02

Şekil 2. Helsinki Yurttaşlar Derneği ve İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin birlikte yürüttüğü “Hak Mücadelesinde Haritalama Yöntemi: Türkiye’de İşkencenin Stratejik Haritasının Çıkarılması” başlıklı proje [6]

03

Şekil 3. Ayrımcılık Ağları Projesi kapsamında Kadına Yönelik Şiddet Ağ çalışmasından bir vaka çalışması örneği [7]

04

Şekil 4. Mülksüzleştirme Ağları kapsamında yapılan haritalardan biri [8]

05

Şekil 5. Kalkınma Atölyesinin Mevsimsel Tarım İşçiliği Göçü projesi kapsamındaki göç haritası [9]

06

07

Şekil 6. Gündem Çocuk Derneği, Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesinde Stratejik Haritalama Uzaktan Öğrenim Programı kapsamında bir vakanın haritaları [10]

HARİTALAMADA KULLANILAN TEKNİKLER

Yapılan haritalarda odakların boyutu konusunda merkezilik (bir odağın ne kadar çok bağlantısı, ilişkisi olduğu) temel alınmıştır.

Odaklar renk anlamında çocuk (mavi) aile (açık mavi), adli süreçte alınan ya da alınmayan kararlar (kırmızı), adli (yeşil), 3. kişiler (sarı), STK’ler (koyu sarı), kamu kurumları (mor), kolluk kuvvetleri (açık yeşil), tanıklar, olayla ilgili kişiler (kahverengi) olarak belirlenmiştir.

Ayrıca alan kullanımı açısından:

  • merkeze çocuk,
  • güneye adli süreç,
  • doğuya adli süreç,
  • kuzeye adli süreçte alınan ya da alınmayan kararlar
  • kuzey batıya ve doğuya kamu kurumları,
  • batı ve güney batıya tanıklar, olayla ilgili kişi yerleştirilmiştir.

Ancak her harita kendine özgü unsurlar barındırdığı için haritalar içindeki yerleştirmede kimi farklılıklar bulunmaktadır.

Çözümlemede 2 harita ortaya konmuştur.

Tüm ilişki yoğunluğunu belirten ilk haritadaki ilişkileri izlemek için kıvrımlı çizgiler saat yönüne doğru takip edilebilir.

Düz çizgili harita haritayı basitleştirmek için kullanılmış ve ilişkileri belirlemek için çizgiler ok şeklinde kullanılmıştır.

Çizgilerin odakların renklerini aldığını, karşılıklı ilişki olması halinde her iki odağın renk karışımından oluştuğunu belirtmek yerinde olacaktır.

CEZASIZLIĞIN HARITALANDIRILMASININ SEBEPLERİ

Türkiye kuruluşundan bu yana pek çok kişi için adaletsizlikler ve eşitsizlikler ülkesi… İşkence, faili meçhul cinayetler, zorla kaybedilmeler, gözaltında öldürülmeler, yargısız infazlar gibi ağır insan hakları ihlallerinin yanı sıra neredeyse tüm hak ihlallerinde yaygınlaşmış, devlet politikası haline gelmiş bir cezasızlık kültürü var. Adalet duygumuzda derin yaralar açan Metris, Mamak, Diyarbakır cezaevleri, Sivas, Şemdinli, Roboski, Gezi olayları, 17 yaşında idam edilen Erdal Eren, öldürülen Hrant Dink var.

Çocuk hakları alanında baktığımızda çocukların da var olan cezasızlık kültüründen muaf olmadığı görülüyor. Ne yazık ki Türkiye’de çocuklarla ilgili de pek çok isimden, pek çok olaydan oluşan bir cezasızlık listesi kolaylıkla yapılabiliyor.

Çocuklara yönelik cezasızlığın yetişkinlerden ayrı, çocuklara özel bazı sebepleri olduğu şüphesiz. Devletin ve toplumun hak temelli olmayan çocuk algısı, çocukların hak arama mekanizmalarına erişimlerindeki yetişkinlerden farklı olarak yaşadıkları zorluklar gibi.

Bir istisna değil bir kural olarak çok sık yaşanan bu durum da yeni failleri cesaretlendiriyor, ihlale uğrayanları adalete erişim konusunda umutsuz bırakarak hak ihlallerinin yeniden üretilmesine yol açan bir kısır döngü yaratıyor. İşte Türkiye’de uğradıkları hak ihallerinin cezasız kaldığı bazı çocuklar:

Uğur, Fadime, Özgür, Enes…

2010 yılında anaokulunda üzerine lavabo düşerek yaşamını kaybeden altı yaşındaki Efe Boz’un ölümünden bugüne kadar en az 44 çocuk benzer şekillerde yani okullarda fiziksel güvenlik sağlanmadığı için yaşamını kaybetti. Efe’nin davasında dört yıl sonra, nispeten olumlu bir karar çıksa da açılabilen davalarda devletin personeli olan idareciler yeterince cezalandırılmadı, ailelerin adalet duyguları tesis edilmedi. Açılabilen diyorum, zira hakkında takipsizlik verilen pek çok olay da cabası…

Yahya

16 yaşındaki Yahya Menekşe Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde 14 Şubat 2008’de, Abdullah Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye teslim edilmesi nedeniyle düzenlenen protesto gösterisine müdahale eden polis panzerinin altında kalarak yaşamını yitirmişti. Yahya Menekşe’nin öldürülmesi olayı ile ilgili panzerin şoförü olan polis memuru hakkında “taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçu nedeniyle altı yıl hapis cezası istemiyle açılan dava polis memurunun beraatıyla sonuçlandı.

Ceylan

Ceylan Önkol Diyarbakır’ın Lice İlçesi’ne bağlı Birlik Köyü’nde 28 Eylül 2009’da 14 yaşındayken jandarma karakolundan açılan ateş sonucu veya meydana gelen bir patlamadan ötürü yaşamını kaybetti. Olayla ilgili olarak Lice Cumhuriyet Savcısı Mustafa Kamil Çolak’ı “güvenlik” gerekçesiyle olay yerine götürmeyen Abalı Jandarma Karakolu görevlileri hakkında 24 Ekim 2009’da “görevini kötüye kullanmak” suçlamasıyla başlatılan soruşturmada hala Ceylan’ı öldüren fail aranıyor.

Mazlum

Mazlum Akay ise Adana’nın Yüreğir İlçesi’nde 29 Temmuz 2012’de polis ekiplerinin kullandığı gaz bombalarından birinin kapsülünün isabet etmesi sonucunda yaşamını kaybetti. Olayla ilgili başlatılan soruşturma dosyasında Adana Cumhuriyet Savcılığı Mazlum Akay’ın yaralanmasının gaz bombası kapsülü nedeniyle olup olmadığının tespit edilemediği ve vurulduğu yer ile polis araçlarının bulunduğu yer arasındaki mesafenin 123 metre olduğu, oysa gaz fişeği tüfeklerinin menzilinin 120 metre olduğu gerekçeleriyle polisler hakkında 24 Temmuz 2013 günü kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

Berkin

Berkin Elvan Gezi olayları sırasında polis tarafından hedef gösterilerek polis tarafından biber gazı fişeği ile vurulmuş ve yaşamını kaybetmişti. Ölümün ardından binlerce kişi sokağa çıkmış katillerin bulunmasını istemişti. Ancak Berkin Elvan’ı öldüren polislerin hala kim olduğu bulunmamadı. Avukatlar, İstanbul Başsavcılığı’na başvurarak; 15-16 Haziran 2013 tarihinde olay yerinde bulunan ve polislere zimmetlenmiş silah listesinin dosyaya eklenmesini yeniden talep etti. Ayrıca olay günü görevli polislerin ifadelerinin savcılar tarafından eksik alındığını, ifadeleri alınan polislerin sicil numarası, hangi birlikte yer aldıkları, telefon numaraları ve gaz tüfeği kullanıp kullanmadıklarının sorulmadığı kaydedildi. Bu basit sorular sorulmadan faile ulaşmanın mümkün olamayacağı çok açık.

İbrahim

Berkin gibi ölümünün ardından binlerce kişi sokağa çıkmadı ama 15 yaşındaki İbrahim Aras’ın durumu da Berkin’den farklı değil. İbrahim Aras Adana’da Lice protestoları sırasında polisin saldırısı sonucunda yaşamını yitirmişti. Anadolu Ajansı Aras’ın “el yapımı patlayıcı yapmak isterken elinde patlaması sonucu hayatını kaybettiğini” ileri sürmüştü. Ancak olayın hemen ardından İbrahim’in ellerinin sağlam olduğu kanıtlanmıştı. İbrahim’in ölümüyle ilgili Adli Tıp Kurulu (ATK) bir rapor yayımladı. Rapor çelişkilerle dolu. Basına yansıya haberlere göre ATK raporunda Aras’ın nasıl yaşamını yitirdiği belirtilmezken, yaralanma bölgesinde ateşli silah, yanma ürünleri veya kalıntılarına saptanmadığı söyleniyor. Raporda, yapılan inceleme sonucu vücutta metalik cisim imajı, yani kurşun benzeri bir cisme rastlanmadığı da belirtilmiş. Biz biliyoruz ki devlet bir görevlisinin yaptığı hak ihlalinin üstünü en çok bu tür raporlarla örtüyor, cezasız bırakıyor.

Sadece devlet görevlilerinin değil çocuklara yönelik üçüncü kişilerin gerçekleştirdikleri hak ihalleri de benzer şekilerde cezasız kalıyor. Özellikle cinsel şiddet, iş cinayetleri, fiziksel şiddet davalarının faili devlet görevlisi değilse bile benzer örüntülerle failler cezasız bırakılıyor. Ya da onarım süreçleri işletilmiyor, bir daha gerçeklememesi için ya hiç Bir şey yapılmıyor ya da eksik yapılıyor.

Durum böyleyken, cezasızlık aşılamaz bir duvar gibi önümüzde dururken ne yapacağız? Evet cezasızlık çocuğun insan hakları alanında oldukça karmaşık ve çok boyutlu bir sorun. Cezasızlığın sona ermesi için çabalarken bu büyük sistemi tüm aktörleriyle ve ilişki biçimleriyle anlamak ve etkili stratejiler geliştirmek çok önemli. Haritalama yöntemi böyle bir olanağı bize sunabiliyor. Karmaşık ve çok boyutlu olan “cezasızlık” sorununun ortadan kaldırılması için tüm boyutlarıyla ve aktörleriyle görebileceğimiz bir resmi oluşturmamızı sağlıyor, bu konuda mücadele edenler için cesaretlendirici olabiliyor. Cesaretlendirici oluyor çünkü Eco’nun dediği gibi aslında “sistemin tek kalbi yok” ve bu yöntem cezasızlığa karşı yol alırken tek bir yere odaklanmaktansa görünmeyen ama etkili olabilecek yerleri gösterebiliyor.

 

  1. YUNUS ESER

13 yaşındaki işitme engelli Yunus Eser’in Yaşam Hakkı ihlali ile ilgili ilk duruşma Sakarya Akyazı Asliye Mahkemesinde yapıldı. Aile “çocuklarına sahip çıkılmadığı” için okul müdüründen ve nöbetçi öğretmenlerden şikayetçi oldu.

Yunus Eser 2 Ekim 2012 tarihinde, yatılı kaldığı okulun bahçesinde arkadaşlarıyla top oynarken, topu yan taraftaki Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (YURTKUR) yurdunun bahçesine kaçtı. Topunu almak için yan bahçeye geçen Yunus’un, bahçedeki elektrik direğinden kaçak elektrik çekilmek üzere dışarı çıkartılan kablolardan gelen akıma kapılarak yaşamını yitirdi. Gündem Çocuk süreçten haberdar olarak davaya müdahil oldu.

Ailesinin açtığı ceza dava Kocaeli Karamürsel Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Aile, müdür ve nöbetçi öğretmenlerden şikayetçi oldu. Dava yalnızca müdür ve işi yapan elektrikçi hakkında açıldı.

Kaymakamlık tarafından öğretmenlerin yargılanmasına izin verilmemesine Savcılık itiraz etti ve Bölge İdare mahkemesine başvurdu. İdare mahkemesi itiraz başvurusunu karara bağlamadı.

Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürlüğü “Yaşasa bile ailesine katkısı olmazdı” dedi.

Bilirkişi raporunda gerekli uyarı levhalarının konulmadığı ve elektrik kablolarının önlem alınmadan açıkta bırakıldığına dikkat çekildi. Maliyetin düşmesi için galvaniz direk kullanıldığı ve topraklama kablosunun kullanılmadığı, öldürü boyuttaki elektriğin hiçbir koruma önlemi alınmadan elektrik direğinden duvara montajının yapıldığı belirtildi. Direkle duvar arasında bağlantı yerinin kapak açık durumda dış etkenlere karşı korumasız olduğu, direkte kaçak bulunduğu ve bunun kaçak akıma yol açtığı vurgulandı.

İnternet işletmecisinin 1 kamera görüntüsünü net alabilmek için yurt müdüründen talepte bulunduğu, yurt müdürünün bu iş için yurdun internet işletmecisini görevlendirdiği, internet işletmecisinin Konuş elektriğe giderek elektrikçiyi çağırdığı dava zaptına geçmiştir.

Elektrikçinin Konuş Elektrik’te gayri resmi bir şekilde çalıştığı belirlenmiştir. Elektrikçinin mesleğinin gerektirdiği dikkat ve özeni göstermeyip fen ve sanat kurallarına aykırı işlem yaptığı tespit edilmiştir.

Yurt Müdürü ve elektrikçi hakkında “Taksirle ölüme sebebiyetten” 3’er yıl 6’şar aylık hapis cezası “iyi hal” indiriminin ardından 21 bin 200’er lira adli para cezasına dönüştürüldü ve aylık 883 lira 33 kuruş olarak 24 eşit taksitte ödenmesine karar verildi.

Milletvekili Sezgin Tanrıkulu davayla ilgili ve çocuk ölümlerine ilişkin soru önergesi verdi.

  1. ROŞİN ÇİÇEK

Roşin Çiçek, 02.07.2012 günü bir ihbar üzerine Elazığ yolu üzeri Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi kavşağı civarında yaralı olarak bulunmuş ve 04.07.2012 tarihinde Dicle Üniversitesi Hastanesinde ölmüştür. Savcılıkça yaptırılan otopsi neticesinde Roşin Çiçek, ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldüğü, maktulün baş kısmında bulunan giriş yarasının atışın bitişik atış mesafesinden yapılmış olduğu tespit edilmiştir.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 02.07.2012 tarihinde saat 15.00’da ihbarda bulunulmuştur. İhbarda, 02.07.2012 nin gecesinde işlenen olayda kullanılan araç ve silahın nerde olduğu belirtilmiştir.

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/635 D. İŞ ve 02.07.2012 tarihli kararında olayda kullanılan araca yönelik arama, el koyma ve inceleme kararı vermiştir.

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/639 D. İş kararı ile olayın meydana geldiği yerdeki farklı noktalarda tespit edilen kan izleri üzerinden sanıklardan el svabı, kan ve tırnak izi alınması gibi işlemlerin yapılmasına karar vermiştir.

Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/644 D. İŞ ve 02.07.2012 tarihli kararında şüphelilerden Şeyhmus Çiçek’in evinde arama, el koyma ve inceleme kararı vermiştir.

02.07.2012 tarihli Olay Yeri İnceleme Raporu Formu ile olayda kullanılan 06 DD 0363 plakalı araçta, sanıkların evlerinde ve olay yerinde inceleme, arama ve el koyma işlemleri yapılmıştır.

02.07.2012 tarihinde gözaltına alınan Metin Çiçek, Şeyhmus Çiçek ve Mehmet Alican Çiçek hakkında ek gözaltı süresine karar verilmiştir.

Şüpheliler maktulün babası ve iki amcası soruşturmanın başlarında yakalanarak tutuklanmışlardır.

01.07.2012’de, cinayetten bir gün önce baba Roşin’ in kaybolduğuna dair polise bildirimde bulunmuştur.

CMK gereği yakınlarına haber verme, avukat talep etme, avukat görüşme, yakalama ve gözaltına alma tutanakları usulüne uygun bir şekilde tanzim edilmiştir.

02.07.2012 tarihinde Metin Çiçek, tasarlayarak, ateşli silahla öldürmeye teşebbüs iddiasıyla gözaltına alınmıştır. 03.07.2012 tarihinde 00.45’te müdafi huzurunda alınan ifadesinde Roşin’in ara ara evden kaçtığını, 01.07.2012 de Roşin’in kayıp olması üzerinden polise şikâyette bulunduğunu, Roşin’ in 01.07.2012 de Fakülte civarında görüldüğünü ve kardeşi Sabri’yi görmesi üzerine kaçmaya başladığını ifade etmiştir.

Şüpheli Şeyhmus Çiçek, 02.07.2012 de hayati tehlike arz eder şekilde ateşli silah yaralaması olayı ile ilgili olarak gözaltına alınmıştır.

02.07.2012 tarihinde saat 23.30’da Cinayet Büro Amirliğinde müdafi huzurunda alınan ifadesinde şüpheli Şeyhmus Çiçek aksam saatlerinde abisi Metin tarafından arandığını, Roşin’in kaç gündür kayıp olması sebebiyle şüpheli Metin’in evine gittiğini, sonrasında tüm şüphelilerle birlikte Roşin’i aradıklarını belirtmiştir. Ancak gece 00.00 civarında Roşin’i bulamadıkları bahisle abisi Metin ile birlikte ticari bir araca binip ikametine, Metin’inde ikametine gittiği şeklinde ifade de bulunmuştur.

Şüpheli Mehmet Alican Çiçek, 02.07.2012’de hayati tehlike arz eder şekilde ateşli silah yaralamasının faili olduğu gerekçesiyle ilgili olarak gözaltına alınmıştır.

03.07.2012 tarihinde, saat 23.30’da Cinayet Büro Amirliğinde ifadesi müdafi huzurunda alınan şüpheli Mehmet Alican Çiçek ifadesinde akşam 21.00-22.00 sıralarında işyerinde olduğunu, o esnada kardeşi Metin’in kendisini aradığını, Roşin’i aramakta olduğu söylediğini, bunun üzerine kendisi de diğer kardeşlerine katılarak Roşin’i aradıklarını belirtmiştir. Ancak bulamadıklarını ve gece saatlerinde eve döndüğünü ifade etmiştir.

Soruşturma safhasında Sabri Çiçek, Rojda Çiçek, Bartu Karadeniz, İbrahim Dündar, Hidayet Taş ve Şehmus Polattağ’ın ifadelerine başvurulmuştur.

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/134 Sorgu Numara ve 03.07.2012 tarihli dosyasında kasten öldürme iddiası ile savcılıkça tutuklanması istenilen şüpheliler, ifadelerinde kısaca şu hususları dile getirmişlerdir:

Şüpheli Metin Çiçek: Roşin’in 10 gündür kayıp olduğunu, onu aramaya çalıştıklarını ancak bulamadıklarını, Roşin’i öldürmeye teşebbüs etmediğini, soruşturma safhasındaki teşhis işlemini kabul etmediğini belirtmiştir.

Şüpheli Şeyhmus Çiçek: Roşin’i öldürmeye teşebbüs etmediğini, yapılan teşhisi kabul etmediğini, Roşin’i diğer şüphelilerle aramaya çıktıklarını, aleyhe ifadeleri kabul etmediğini beyan etmiştir.

Şüpheli Mehmet Alican Çiçek :Mehmet Alican Çiçek’in ifadesi Şeyhmus Çiçek’in ifadesi ile aynı şekildedir.

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/134 Sorgu Numara ve 03.07.2012 tarihli dosyasında ifadeleri alınan şüphelileri, isnat edilen suçu işlediklerine dair kuvvetli delillerden dolayı tutuklama kararı vermiştir.

Tutuklama üzerine şüpheli müdafileri çeşitli tarihlerde tutuklamaya itiraz etmiş ancak bu talepleri reddedilmiştir.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/19314 Soruşturma No, 2012/7906 Esas Nolu iddianame ile tasarlayarak yakın akrabayı öldürme, ruhsatsız silah kullanımı üzerinden TCK 37/1 delaleti ile her üç şüpheli için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilmiştir. İddianameden kısaca bahsedersek;

Roşin’in evden kaçması ve şüpheliler tarafından aranmaya başlanması ile süreçte Roşin Batıkent Kavşağı Aydınlar Sitesinde yakalanmıştır. Site içerisinde maktul dövülerek çıkartıldığı ve şüphelilerden Şeyhmus Çiçek’in kullandığı aracın bagajına sokulması ile birlikte bitişik mesafeden tek el ateş edilerek yaraladıkları, Roşin’i yaralı olarak Elazığ yolu üzeri Üç Kuyular Mevkiinde bir yerde araçtan atarak kaçtıkları ve 04.07.2012 de Roşin’in ölümü gerçekleşmesi üzerinedir.

İddianamede, olaya tanıklık edenlerin dışında GİZLİKİŞİ adı altında iki kişinin gizli tanıklık ettiği anlaşılmaktadır.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/495 Esas Sayılı dosya ile iddianame kabul edilmiştir.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2012/495 Esas Sayılı dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/19314 Soruşturma No, 2012/7906 Esas Nolu iddianamesi 19.10.2012 tarihinde kabul edilerek Metin Çiçek, Şeyhmus Çiçek ve Mehmet Alican Çiçek hakkında kamu davası açılmıştır. İlk duruşmanın ise 16.11.2012 tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır.

Davaya müdahil olarak maktulün annesi ve kardeşleri katılmışlardır. Aynı zamanda Sosyal Politikalar Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Çalışmaları Derneği (SPoD) 5. Celsede müdahil olma talebinden bulunmuş ve Türkiye hukuk sisteminde ilk kez eşcinsel cinayeti davasında LGBT derneğinin müdahilliği kabul edilmiştir.

Şüpheli müdafilerinin duruşmaların kapalı yapılması hususunda bir talepte bulunmuş ancak Mahkeme bu yöndeki talebin aleniyet ilkesine aykırı olacağından reddetmiştir.

Şüphelilerden baba Metin Çiçek tüm gidişatı etkileyen beyanı üzerine davanın seyri değişmiştir. Metin Çiçek, Roşin’in öldürülmesini üstlenmiş, diğer şüphelilerin olayla ilgilerinin olmadığını iddia etmiştir. Şüpheli Metin’in, esasa karşı beyanlarında cinayeti tek başına işlediği yönünde ki iddiası ile birlikte savcılık esasa dair yeniden talepte bulunmak üzere süre talep etmiş, Mahkeme duruşmayı 28.06.2013’e ertelemiştir.

Bu duruşmada davayı takip eden savcının başka bir yere atanması yapılmıştır.

28.06.2013 tarihli 12. celsede savcılık makamı son gelişmeler üzerine yeniden mütalaada bulunmak üzere süre almışsa da mütalaasını hazırlamamasından dolayı duruşma 15.08.2013 e ertelenmiştir.

Mahkeme heyetinin başka yerlere tayin olmaları üzerine geçici heyet ile duruşma yapılmıştır.

Önceki ara kararlar gereğince dosyaya istenilen şüphelilerin cep telefonları ile görüşmelerinin hangi baz istasyonlarından ve ne zaman yapıldığına dair HTS raporu ve şüphelilerin cezaevinde iken yaptıkları telefon görüşmelerinin dökümleri dosyaya eklenmiştir. HTS raporunda şüphelilerin olay günü gece saatlerine kadar kimi uzun süreli kimi de kısa süreli telefon görüşmelerinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Şüphelilerden Şeyhmus ile Mehmet Alican’ in mahkemedeki ifadelerinde olay günü gece 00-01 arasında markette beraber oldukları yönünde beyanları mevcuttur. Oysa HTS sonuçları bir arada olmadıklarını göstermesi açısından önemlidir.

“… Senin abinle Şeyhmus bana ev teklifine bile bulundular” … ”yeter ki Metin üstüne ifade ver biz sana ömür boyu bakarız”…

“Sabahattin sana beni tehdit etti dedi yarın Metin bunların üstüne ifade verirse seni öldürürüz Sabahattin bak bu tehdidi bana etti Metin”

Şeyhmus Çiçek ve Mehmet Alican Çiçek’in telefon görüşmelerinde ise Metin’in olayı üstlenmesi, olaya tanıklık edenlerin bir şekilde ifadelerinden vazgeçmelerinin sağlanması, cinayeti kendilerinin işlemediklerini, Metin-Gülten çiftinin komplosu olduğu yönündedir. Diğer yandan cezaevinde diğer şüphelilerin cinayeti Metin’in üstlenmesi yönünde baskıların olduğunu dosyadan görebilmekteyiz. Diğer iki şüphelinin aile bireyleri ile olan telefon görüşmeleri bir komploya kurban gittikleri yönünde olmasına rağmen, ısrarlı bir şekilde olayın vuku bulduğu apartmandaki tanıkların susturulmaları, ifadelerinden geri adım atmaları sağlanmıştır. Bu açıdan şu soruyu sormakta fayda vardır: Kendileri cinayetin içerisinde değillerse neden tanıklarla bu kadar uğraşmışlardır?

Soruşturma safhasında apartmanda olayı gören ve sonrasında teşhiste de yer alan tanıkların beyanları kovuşturma safhasında tamamen değişmiştir.

Dava sürecinde davaya katılan Gülten ve Rojda, süreç içerisinde tüm şüphelilerden şikâyetçi olmadıklarını beyan etmelerine rağmen dava da halen katılan sıfatını haiz durumdadır. Bir diğer vahim olay ise 18 yaşından küçük olan (1997) Sabri’nin de davaya katılan sıfatı ile müdahil olması Yargıtay’ın bozma sebeplerinden olacaktır.

Cinayet davasının 9’uncu duruşmasında baba Metin Çiçek’e ağırlaştırılmış, amcalar Mehmet Alican Çiçek ve Şeyhmus Çiçek müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

  1. T.İ

Canakkale’de geçen 3 Haziran’da Gezi Parkı gösterileri sırasında düzenlenen bir yürüyüşte, İnönü Caddesi’nde yola sprey boya ile ‘Hükümet İstifa’, ‘Faşizme Ölüm’, Demokrasi Caddesi’nde ise kaldırıma İngilizce ’F…. the police’ yazıları yazılmıştı. Polis kameralarının çektiği görüntülere göre yazıları 13 yaşındaki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisi B.T.İ.’nin yazdığı ileri sürüldü. Savcının sevk ettiği Adli Tıp uzmanı, suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu kanaatine varıp, B.T.İ.’nin cezai ehliyetinin olmadığını belirten rapor hazırladı. Buna karşın Cumhuriyet Savcısı Ozan Kaya’nın hazırladığı iddianameyle 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘kamu malına zarar vermek’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Cumhuriyet Başsavcısı Salih Çokal, suça sürüklenen 13 yaşındaki B.T.İ. hakkında yürütülen soruşturma ve açılan kamu davası hakkındaki haber ve yorumların, yerel ve ulusal düzeyde yayın yapan bazı görsel, yazılı basın organları ile sosyal medyada yer alması nedeniyle, Çanakkale Adalet Sarayı Resmi İnternet Sitesi’nden kamuoyuna duyuru başlığıyla bir açıklama yaptı. Başsavcı Çokal açıklamasında, şu ifadelere yer verdi:

“Suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suç, Cumhuriyet Başsavcılığımızca Türk Ceza Kanununun 152/1-a maddesinde tanımlanan kamu malına zarar verme suçunu oluşturduğundan bahisle soruşturma başlatılmış, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde gizli yürütülmüş, çocuğun ifadesi re’sen tayin edilen müdafi ve sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınmış, Adli Tıp Kurumu’nun raporu sonrası aynı gün velisince savcılığımıza teslim edilmiştir. Suça sürüklenen çocuk hakkında, Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğü’nce düzenlenen raporda, suçun anlam ve sonuçlarını kavrayamayacağı yönünde bir husus var ise yeni Türk Ceza Kanunu (TCK) 31/2. maddesi, Çocuk Koruma Kanunu ve buna göre çıkarılmış yönetmelik hükümleri birlikte incelendiğinde, suç tarihi itibariyle 12-15 yaş grubu içerisinde olan suça sürüklenen çocuklar hakkında, işledikleri suçun anlam ve sonuçlarını kavrayamayacak olsalar dahi, kamu davasının açılmasının zorunludur. Cumhuriyet Savcılığı’nın çocuk hakkında kamu davası açmama gibi bir taktir yetkisi olmadığı, Çocuk Mahkemesi Hakimi’nin soruşturma aşamasında aldırdığı raporla, yargılama aşamasında aldıracağı sosyal inceleme raporu ve çocukla ilgili oluşan kanaatini değerlendirerek, eylemi sabit görmek koşuluyla, işlediği suçun anlam ve sonuçlarını kavrayabileceğine kanaat getirirse, hakkında cezalandırma cihetine gidilebir. Eylemi sabit görmekle birlikte aksi kanaate varması halinde ise, çocuk hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereğince uygun göreceği bir güvenlik tedbirine hükmedebileceği kabul edilmiştir. Mevzuat hükümleri ve Yargıtay bu uygulamalar karşısında, yeterli şüphe var ise, Cumhuriyet Başsavcılığımızca 12-15 yaş grubunda olan ve suç şüphesi altında bulunan çocuklar yönünden kamu davası açılması yönüne gidilmektedir. Olayımızda kamu davasının açılmasının teknik ve hukuki bir zorunluluk olduğu bilinmelidir. Yasama organınca çıkartılan kanun ve maddeler, savcı tarafından uygulanmakta, o maddelere şekil ve ruh Yargıtay içtihatları ile verilmektedir.”

Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde, geçen 27 Kasım’da görülen görülen ilk duruşmaya, ertesi gün ortaokul son sınıflar için yapılan merkezi sınava girecek olması nedeniyle katılmayan B.T.İ., ‘ihzar müzekkeresi’ çıkartılması üzerine bugünkü duruşmada yerini aldı. Bağkur emeklisi babası Tamer İ. ile Adliye’ye gelen B.T.İ.’ye burada, Taksim Dayanışma Grubu ve Çanakkale Halk Evleri’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu üyesi ile CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ve CHP Çanakkale Milletvekilleri Serdar Soydan ile Ali Sarıbaş destek verdi.

B.T.İ, savcılıktaki ifadesini tekrarlayıp, “Olay günü toplantı yerine gitmiştim. Başka birini sprey boyayla yola yazı yazarken gördüm. Ben de imrenerek yazdım. Bunun suç ya da kabahat olduğundan haberim yoktu” dedi. B.T.İ., ifadesinin ardından salondan çıkartıldı.

Oğlunun yaşananlardan yeterince zarar gördüğünü belirten baba Tamer İ. ise duruşmadaki ifadesinde, “Olay günü kendisinin yanında değildim. Çocuğum hakkında dava açıldığı için çok rahatsızım. Bir an önce davanın bitmesini bekliyorum. Bize bu sıkıntıları çektirenlerin de yargı karşısına çıkmasını istiyorum” dedi.

Aile ve Sosyal Politikalar Çanakkale İl Müdürlüğü’nde görevli Sosyal Hizmet Uzmanı Dilek özbay da duruşmada, mahkeme salonu dışında B.T.İ. ile görüştüğünü belirtip, “Ayrıca duruşmada da dinledim. Fiziki ve ruhsal gelişimi yaşına uygun. Ancak üzerine atılı fiilin anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğinin bulunmadığını düşünüyorum” diye konuştu.

B.T.İ.’yi savunan 14 avukat arasındaki ana savunmayı yapan İstanbul Barosu’ndan Sabri Kuşkonmaz, davanın mahkemeye gelmesine kadar ve mahkemeye gelmesinden sonraki aşamada her şeyin hukuk kurallarına aykırı yapıldığını öne sürüp, “Suça sürüklenenin üzerine atılı eylemin mala zarar verme olarak kanunda tanımı bulunmamaktadır. Suça sürüklenin yaptığı suç ise yere tükürenin de sigara atanın da yaptığı suç olmalı. Bu nedenle müvekkilim hakkında beraat kararı verilmesini, aksi halde davanın düşürülmesini talep ediyorum” dedi.

İfadelerin alınmasının ardından Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Dilek Özben Buluç, ‘B.T.İ.’ye ceza verilmeye yer olmadığına’ karar verdi. Gerekçeli kararda, “Her ne kadar suça sürüklenen B.T.İ. hakkında mala zarar verme suçundan kamu davası açılmış ise de mahkememizin gözlemi ve alınan raporlara göre suça sürüklenin ceza ehliyeti bulunmadığından TCK 31/2’inci fıkra 1. cümlesi gereğince ve CMK 223/4 b maddesi (şahsi cezasızlık sebebinin varlığı) gerekçesiyle suça sürüklenene cezaya yer olmadığına, 5395 sayılı Yasa’nın 5/3 maddesi gereğince suça sürüklenenin anne-babasına teslimine karar verilmiştir” denildi.

Mahkeme, B.T.İ.’nin kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden 1500 lira vekalet ücretinin hazineden alınıp, kendisine ödenmesine, yargılanma giderlerinin de kamu üzerinde bırakılmasına karar verdi.

B.T.İ.’nin avukatlarından Sabri Kuşkonmaz, duruşma çıkışında mahkemenin kararını değerlendirip, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kuşkonmaz, “Mahkeme suçlanan çocuğumuz ile ilgili cezaya gerek olmadığı kararı verdi. Tabi bu çok sevindirici bir karar değil. Çünkü şu aşamaya kadar gelinen tüm süreçte Ceza Muhakemeleri Usulü’ne göre, Türk Ceza Kanunu’na göre bir yargısal eziyet söz konusuydu. Artık ulusal düzeyde normalimiz haline gelen yargılamanın eziyet olması burada da karşımıza çıktı” dedi. Avukat Kuşkonmak, şöyle devam etti:

“Şu an verilmiş olan karar da aslında, bizim tanımlamamızla kaldırım davasında, çocuğun kaldırıma kurban edilmesi söz konusuydu. Gezi protestoları sırasında yazılmış son derece meşru ve makul sloganlar nedeniyle mala zarar vermekten dava açıldı. Mala zarar verilirken, devletin kaldırımı bozulurken, bu ülkenin çocuğu heba edildi. Çünkü şu aşamaya kadar gelinen tüm usulü süreçlerde sürekli olarak kamunun çıkarları ön planda tutuldu. Devletin bekası, devletin yasaları ön planda tutuldu. Elbette devletin yasaları ön planda olacak ama o yasaların içerisinde çocuğu koruyan hükümler de var. Çocuğu koruyan hükümler şu ana kadar işlerlik görmedi. Bu nedenle şu anda verilmiş olan ceza verilmeme kararı, cezasızlık kararı aslında en başta olması gereken bir şeydi. Cumhuriyet savcısı CMK’daki takdir hakkını bile unutarak, ‘dava açmak zorundaydık’ diyebiliyor. Son derece usule aykırı bir iddianameyle dosya mahkemeye geldiği zaman mahkeme bunu kabul edebiliyor. Bu anlamda neresinden baksak doğrusunu bulamadığımız bir iddianamede bir tane doğru vardı. O da bugün verilen karardı. O nedenle en azından şu aşama için bir tane çocuğumuz kurtuldu. Ama şu yaşananlar bu tür kaldırım davalarının her çocuğumuz için de hala tehlike olduğunu gösteriyor.”

  1. EREN EROĞLU

31 Ekim 2013 tarihinde, Esenyurt/Özel Doğa Hastanesi’nin tabela takma işini yaparken Eren Eroğlu iş cinayetinde hayatını kaybetti.

Çalıştığı iş yerinde sigortası 2 ay sonra yapılan Eren Eroğlu, daha önce çalıştığı firma tarafından takılan tabeladaki düşen harflerin yenilenmesi için gitti Esenyurt Özel Doğa Hastanesi’nde iskele kurularak çalışılması gereken bir yerde, hiçbir güvenlik donanımı ya da bilgilendirilmesi yapılmadan çalışmaya başladığı sırada tuttuğu merdivenden akıma kapılarak çalıştıkları Doğa Hastanesi’ne götürüldü, fakat hastane yetkilileri Eren’i Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk ettiler, Eren Bağcılar’a gidemeden yaşamını yitirdi.

Açılan davanın ilk duruşmasındaki bilirkişi raporunda, hastanenin işletme müdürü Ulucan Köse, üstlerinden yüksek gerilim hattı geçtiğini göz önünde bulundurarak, işçilere çatıya çıkmamaları konusunda uyarı yapmadığı için kusurlu bulundu. Ayrıca TDS Tanıtım Dijital Baskı Merkezi ve Reklam Hizmetleri adlı şirketin mesul müdürü Erol Mutlu da 17 yaşındaki işçiyi vasfına uygun olmayan işte çalıştırdığı, iş güvenliği eğitimi ve kişisel koruyucu malzeme vererek kazanın meydana gelmesinin önüne geçmediği, yeterli denetim ve gözetim sağlayarak işçilerin yüksek gerilim hattına yaklaşmasını sağlamadığı, araya yalıtkan konarak emniyetli bir mesafe oluşturmadığı için kusurlu görüldü.

Hazırlanan iddianamede savcılık, bilirkişilerde saptanan iki ismin yanı sıra TDS’de görevli üç ismi daha suçlu görerek, beş kişiye dava açtı. İddianamede, tabelanın daha önce ustabaşı Emin Telbisoğlu tarafından monte edildiği, monte edilirken iskele kurulduğu, fakat tamir için işçilere alüminyum merdiven verildiği, iki işçinin de bu merdivenle çalışmaya mecbur bırakıldığı belirtildi. İddianamede, beş sanık için Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesine göre “taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçundan üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası istendi.

Adalet Arayan İşçi Aileleri adına basın açıklamasını Damla Kıyak okudu.

“Mahkemeden, yüksek gerilim hattı geçen bir arsada, yönetmelikte belirtilen kesinlikle girilmeyecek alanı ihlal eden bina inşaatına ruhsat ve kullanıma izin verdiği için Esenyurt Belediyesi yetkilileri, 5 metrelik alanı tapuya şerh ettirmediği için TEİAŞ yetkilileri, bu ihlale rağmen binaya Hastane Binası Ruhsatı verdiği için İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri’nin tanık olarak dinlenmelerini talep ettik ancak mahkeme kabul etmedi.”

Mahkeme Heyeti ailelerin hukukçularının Esenyurt Belediyesi, Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerinin dinlenmesi taleplerini reddetti. Dosyadaki bilirkişi raporunun yetersizliği nedeniyle istenen yeni bilirkişi incelemesi talebini ise kabul etti.

  1. Ş.

Ş.A. Mersin’de Kürtlerin yoğun olduğu bir mahallede zorunlu göç mağduru olan ailesiyle yaşıyorken 12 yaşından itibaren babası tarafından hırsızlığa zorlanıyor. Buna direnen Ş mahalledeki politik örgütlenmelerle ilişki kuruyor ve eylemlere katılmaya başlıyor. Katıldığı eylemlerde polis şiddetine uğrayıp gözaltına alınan Ş, tutuklanarak 16 yaşında Şakran Cezaevi’ne gönderiliyor.

Ş’nin naklinden sonra cezaevlerinin şiddet ürettiği Şakran ile yeniden gündeme geliyor. Kurumda bulunan çocukların avukatlarına, tahliye olan çocukların da ilişkide bulundukları sivil toplum örgütlerine ifadeleri ile, Şakran’da idarecilerin ve infaz koruma memurlarının çocuklara yönelik kötü muamele ve işkence yaptıkları gündeme taşınıyor. Hukuk ve çocuk hakları alanında çalışan sivil toplum örgütleri (ÇHD, Gündem Çocuk ve Çakıl Derneği); kurum içinde çocukların kötü muamele ve işkence gördüklerini, mavi oda- süngerli oda denilen yere çocukların kapatıldıklarını, kameralar kapatıldıktan sonra şiddetli ve yoğun şekilde dövüldüklerini, çocukların elleri ve ayaklarının plastik kelepçeyle kelepçelendiğini, çocuklar elleri ve ayakları plastik kelepçeyle bağlanıp dövüldükten sonra çoğu kez saatlerce bu şekilde bekletildiğini ve ihlalcilerin kurum idarecileri ile infaz ve koruma memurları olduklarını raporluyorlar. Kısa bir süre sonra BDP bir rapor hazırlayarak ihlallerin ve ihlallerle ilgili sorumluların cezalandırılması gerektiğine vurgu yapıyor. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu temsilcilerinden oluşan bir heyet ise konuyla ilgili ihlallere ve ihlallerden sorumlulara yönelik vurgu yapmayan bir rapor hazırlıyor. Rapora bazı vekiller katılmazken biri şerh koyuyor. Yakın zamanda bazı vekiller ayrı ayrı soru önergeleri ile ihlallerle ilgili yapılacakları soru önergesi ile meclis sunuyor. Zamanında cevaplanmayan önergelere gelen gecikmeli cevap ise sadece idari soruşturma açıldığına dair sınırlı kalıyor.  Ayrıca Adalet Bakanlığı olayların yaşandığı yıllarda personel hakkında, yapılan 15 şikayet üzerine soruşturma açıldığını ve CTE’nin kontrolleri kapsamında denetleme yapıldığını ilan ediyor.  Buna rağmen herhangi bir personel ile ilgili ceza söz konusu olmadığı biliniyor.

Bu arada başta Belediye kadın merkezi çalışanları ve Çakıl Derneği tarafından ortaya çıkan bu olaydan sonra, çalışan doktor tarafından tahliye olan veya tutuksuz yargılanan mağdur çocuklara psikolojik destek amaçlı grup çalışması yapılıyor. Bu çalışmalar tahliye olan veya tutuksuz yargılanan çocukların psikolojik sağaltımı için kilit bir rol oynuyor.

İki yıl sonra yine Şakran’da ceza infaz kurumu çalışanları arasındaki bir yazışma basına yansıyor. Kurumun psiko sosyal birimi ve idare arasındaki yazışma, kurumda bulunan çocukların birbirlerine ağır derecede fiziksel ve cinsel şiddet uyguladıklarını belirtiyor. Medya aracılığıyla durumdan haberdar olan sivil toplum örgütleri konuyla ilgili başlatılan Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi’nce basın açıklamaları yapıyor ve bağımsız izleme talebinde bulunuyor. Taleple ilgili olumlu bir cevap gelmiyor. Sadece kurum müdürü ve ilgili personelin görev yeri değişikliği yapıldığı yine medyadan öğreniliyor. Bakanlık yetkilileri ziyaret edilerek talepler yenileniyor ancak olumlu sonuç alınamıyor.

Bunun yanı sıra Ş’nin ikamet ettiği il ve bulunduğu kurum arasındaki mesafe çok uzun olduğu için ailesi onu ziyarete gidemiyor. Kurumda olan bitenlerden sonra ise Ş., yine ailesinin ziyarete gidemeyeceği Ankara Sincan Çocuk Cezaevine naklediliyor. Kurumda rutin sayımlar sırasında, sayıma kalkamayan hasta bir arkadaşlarını zorla sayıma kaldırmak isteyen infaz ve koruma memurları ve çocuklar arasında çıkan arbededen sonra disiplin cezası alıyor. Bu olay da ÇÇK Girişimi ile gündeme taşınıyor. Olay ile ilgili çocuklara yönelik kötü muamele ve işkence değil, çocukların memurun görevini yapmasını engellemeleri, kamu malına zarar vermeleri gibi nedenlerle yargıya intikal ediyor. Bu olaya dair yargı süreci halen devam ediyor. Hakimin iddianame dışında (başta çocukların kötü muamele ve işkenceye maruz kaldıkları gibi) hiçbir konuyla ilgilenmediği görülüyor.

Ş halen hakkında yürütülen dava dahil olmak üzere birkaç dosya nedeniyle aynı kurumda tutuklu bulunuyor. Tutuklu bulunduğu kurumda yaşanan arbede sırasında görevli infaz ve koruma memurları görevlerine devam ediyor.

* Ş. Vakası, son yıllarda Pozantı, Şakran ve Ankara Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumunda yaşanmış olaylardan, çocukların karşılaştıkları şiddet dışında kimi zorluklar da gözetilerek kurgulanmıştır.

  1. VELİ CAN ÇELİK

31 Ekim 2014’te Konya’nın Akşehir İlçesi’nden elma bahçesinde çalışan işçileri Isparta’nın Gelendost İlçesi’ne götüren midibüs Yalvaç İlçesi’nde devrilmiş. Sürücü ve 16 mevsimlik tarım işçisi hayatını kaybetmişti. Olayda tek suçlu ölen şoför olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi, kamu davası açılmadı.

Midibüsün sürücü dahil 24 kişi kapasiteli olduğu, ancak 46 kişinin bindirildiği ortaya çıkmış, araçta 1200 kilogram yük fazlalığı tespit edilmişti. Eski model midibüsün kaza yerine 1 kilometre kala rampa çıktıktan sonra inişe geçtiği, bu sırada yük fazlalığından dolayı freninin patlaması sonucu kontrolden çıktığı belirtilmişti.

Kaza saat 07.15’de meydana geldi. Konya’nın Akşehir İlçesi’nden elma bahçesinde çalışan işçileri Isparta’nın Gelendost İlçesi’ne götüren 47 yaşındaki Metin Aslanalp’in kullandığı 42 D 0881 plakalı midibüs, Yalvaç İlçesi’ne bağlı Bağkonak Köyü’ne 2 kilometre kala, sürücünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu yol kenarındaki su tahliye kanalına devrildi. Yaklaşık 100 metre sürüklenen midibüste, sürücüyle birlikte 18 kişi yaşamını yitirdi. Kazada çoğunluğu ağır olmak üzere 28 kişi de yaralandı. Kazadan yara almadan kurtulan tek kişi ise dedesinin kucağında oturan 4.5 yaşındaki Nebi Ürkmez oldu.

Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin gönüllü hukukçularından Erbay Yucak ise, ceza soruşturması açılmadığı için kazada oluşan diğer ihmallerin araştırılamadığını belirtti.

  1. FADİME YALÇIN

Manisa’nın Demirci İlçesi’ne bağlı  İmrenler Köyü İlköğretim Okulu’nda saat 16.00’da ders bitiminde evine giden Fadime Yalçın çantasını okulda unuttuğunu fark etti. Çantasını almak için okula dönen Fadime, okulun kapandığını gördü. Nöbetçi öğrenciden okulun anahtarını alan küçük kız, kapıyı anahtarla açmayı başaramadı. Bunun üzerine okula pencereden girmek isteyen Fadime, başını okul penceresindeki parmaklıklara sıkıştırdı. O anda okulun önünden geçmekte olan, küçük kızın okul arkadaşları Z. ve A. da (9) Fadime’nin okul penceresindeki parmaklıklara başını sıkıştırdığını gördü. Fadime’nin arkadaşları köye giderek, küçük kızın kurtarılması için yardım istedi.

Olayı duyup hemen okula yardıma gelen köylüler minik Fadime’nin cansız bedeni ile karşılaştı. Köylüler, olayı jandarmaya bildirdi. Olay yerine gelen Jandarma ekipleri de soruşturma başlattı. Küçük kızı Fadime’nin okul penceresindeki parmaklıklara sıkışarak can verdiğini öğrenen anne Cemile Yalçın sinir krizi geçirdi. Öğrenci velileri, okulun köy dışında olmasından dolayı rahatsız olduklarını belirterek, çocuklarını takip edemediklerini ve bu duruma acilen bir çözüm bulunması gerektiğini belirtti. Demirci Kaymakamı Yalçın Sezgin ve İlçe Milli Eğitim Müdürü İdris Akar da olay yerine gelerek yetkililerden bilgi aldı.

Taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan açılan soruşturmaya Demirci Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17.06.2010 tarih, 2010/239 Soruşturma ve 2010/234 Karar nolu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdi. Karara Gündem Çocuk itiraz etti. Ancak yine dava açılmadı.

Fadime’nin Dedesi Gündem Çocuk aracılığıyla diğer ailelerle birlikte Ankara’ya geldi. TBMM de görüşmeler yaptı. Sorumluların cezasız kalmaması talebinde bulundu. Ancak bir gelişme olmadı.

Dernek’te basın toplantısı yapıldı.

Yunus Eser

Özet: 13 yaşındaki Yunus, Kocaeli-Karamürsel’deki yatılı Gazanfer Bilge İşitme Engelliler İlköğretim Okulu 7. Sınıf öğrencisiydi. 2 Ekim 2012 tarihinde arkadaşlarıyla futbol oynadığı okul bahçesinde, topları yan tarafta bulunan Yurtkur’a ait öğrenci yurdunun bahçesine kaçtığında Yunus da her çocuğun yapacağı gibi korkuluklara tırmanarak yan bahçeye geçmek istedi. Korkuluklardan inerken yurdun bahçesinde bulunan elektrik direğine tutunan Yunus, açıkta bırakılan kablolara değmesi sonucu akıma kapılarak ağır yaralandı ve hayatını kaybetti. Okul yetkilileri tarafından “Çocuğunuz top kazasına karıştı” diye hastaneye çağrılan Eser Ailesi; okul müdürü, nöbetçi öğretmen, yurt müdürü ve sorumlu elektrik teknisyeninden şikayetçi oldu. Ancak dava; okul müdür, nöbetçi öğretmen hakkında yapılan soruşturma talebinin reddi ve teknisyen ile yurt müdürü hakkında verilen 24 ay taksitle ödenecek 21.000 TL’ik ceza ile karar bağlanmıştır. Oysa yatılı okulda için devletin bakım yükümlülüğü altında bulunan Yunus’un ölümüyle ilgili olarak öğretmen ve okul müdürü hakkında da etkili bir soruşturma yapılması, diğer kişiler hakkında ise çocuğun ölümüyle ilgili daha ağır bir cezalandırılmaya gidilmesi gerekmektedir. Okullarda yaşanan bu tur yaşam hakkı ihlallerinin tamamı cezasız kaldığı ve bu konuda bir önlem alınmadığı için son 4 yıl içerisinde en az 60 çocuk benzer şekilde yaşamını kaybetmiştir. Bu nedenle dosyanın proje kapsamında ele alınarak etkili politika önerilerinin geliştirilmesi önemlidir.

01

02

Vaka Analizi

Dava sonucunda iyi hal indiriminin işletildiğini ve cezanın idari para cezasına çevrildiği görülüyor. Suçun kamu görevlisi tarafından görevi nedeniyle işlenmesi aslında bir ağırlaştırıcı unsur olması gerekirken içtihatlarda bu suçun daha çok memurun devlete karşı işlendiğinde ağırlaştırıcı neden olarak kullanıldığı görülüyor. Oysa  4483 sayılı Yasanın yürürlükten kaldırılan Kanunlarda Memurun Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkatın ilişkin olarak genel gerekçesinde; “….Adı geçen Kanun, getirdiği sistemdeki soruşturma aşamalarının çokluğu ve bu aşamalarda görev alanlarının yetersizliği sebebiyle soruşturmaların uzamasına ve sürüncemede kalmasına neden olmakta, bazen de bu süreçte zamanaşımının dolması nedeniyle suçun cezasız kalmasına yol açmaktadır.” denmektedir. Ancak bu vakadan da görüldüğü üzere okul müdürü ve öğretmenler hakkında dava açılması konusunda kaymakamlık izin vermemişti.

Yargılamaya konu edilecek kamu görevlileri hakkında idarenin izin vermemesinin nedenlerinden biri olarak memurun haklılığı halinde memurun tazminat talebinin önüne geçme olduğu düşünülüyor. İzin vermenin idari bir karar olması nedeniyle memurun idareye tazminat hakkını doğduğu oysa izin vermeme halinde karara itiraz edilmesi ve kararın mahkemece verilmiş olması nedeniyle idarenin sorumluluktan kurtulma yoluna gittiği düşünülüyor. Bu uygulama ise idarenin denetim yükümlülüğüne aykırılık teşkil ediyor ve yargılamamanın uzamasına sebep oluyor ve yasanın genel düzenleyici saikiyle ters düşmektedir.

Bölge idare mahkemesinin savcılık itirazını karar bağladı ve okul müdürü için yargılama izni çıktığı ancak öğretmenler için çıkmadığı görülüyor. Nöbetçi öğretmenin de dikkatsizlik ve ihmal nedeniyle yargılanması gerekmektedir. Müdür açısında ise izin süreci yargılamanın gecikmesine yol açmıştır.

MEB Müdürlüğünün açıklaması genel ahlak kurallarına aykırılık teşkil etmenin yanında toplumsal vicdanı yaralayıcıdır. Ayrıca yargı görevi yapanı etkileme, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, görevi kötüye kullanma gibi suçlardan dolayı adli ve idari soruşturma yapılmamıştır.

Kamu görevlilerinin aileye ulaşmadığı, destek vermediği görülmüştür.

Olaydan haberdar olma medya olduğu için yerel gazeteciliğin önemi görülmüştür.

Belediyenin denetim yapmaması iş yerinde kimlerin nasıl çalıştığı konusu gündeme alınmamıştır.

Öneriler

– Aile ve diğer çocuklarla ilgili olarak okul sosyal hizmetinin etkisiz kaldığı görülmüştür. Aileye ve okuldaki diğer çocuklara sosyal psikolojik destek sağlanmalıdır.

– Adalet Bakanlığı Mağdur Daire Başkanlığı mağdurların destekleneceği bir mekanizma oluşturmalıdır.

– Gündem Çocuk Derneği süreçten haberdar olarak davaya müdahil olmuş ve müdahillik talebi kabul edilmiştir. Kamu yararı çerçevesinde davanın izlenmesi STÖ’lerinin bu tür davalarda etkililiğini göstermesi açısından önemlidir. Özellikle hassas gruplara ilişkin davalarda sivil toplum örgütlerinin müdahillik taleplerinin kabul edilmesinin demokrasi açısından bir gereklilik olduğu ve yargılama süreci açısından önemli olduğu düşünülmektedir.

– Etkili bir soruşturma sürecinin yürütüldüğü gözlenmiştir ancak işitme engelli çocukların tanıklığında sorunlar yaşanmıştır. Eşitlik ilkesi doğrultusunda engelli kişilerin yargılama sürecine katılması için gerekli düzenlemelerin yapılması ve yeknesaklığın sağlanması gerekmektedir.

– Benzer durumların yaşanmaması için okullardaki fiziksel güvenlik sağlanması konusunda çalışmalar yapılmalı, okul koşulları incelenmeli ve fiziksel güvenlik önlemleri uygulanmalı ve belirli aralıklarla denetimleri yapılmalıdır.

– Okullardaki sakatlanma, ölüm, kazalar konusunda veri tutulmalı ve bilgi edinme hakkına bağlı olarak bu tür veriler paylaşılmalıdır.

2. Yaşam Hakkı İhlali LGBTİ Çocuk

Roşin Çiçek Davası

Özet: Roşin Çiçek 17 yaşında, eşcinsel olduğu için 2012 yılında, Diyarbakır’da  ailesi tarafından  öldürülmüştür. Uzun süren duruşmanın sonucunda Roşin’i öldürdüğü gerekçesiyle amca ve baba hakkından müebbet hapis cezası verilmiştir. Her ne kadar davada öldürme filini gerçekleştirenler için müebbet hapis cezası verilmiş olsa da bu dosya da cezasızlık kapsamında ele alınmasına karar verilmiştir. Bunun sebebi cezasızlığın yukarıda da belirtildiği gibi bir kaç boyutu bulunmaktadır. Bunlardan birisi de devletin bir daha benzer bir olayın yaşanmaması için gerekli düzenlemeleri yapma yükümlülüğüdür. Bu davada failler hakkında cezalandırılma yapılmış olsa bile benzer olayın bir daha yaşanmaması için Anayasa’da Nefret Suçlarının düzenlendiği yasalarda ve bizzat Anayasada, lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüel bireylerin korunması için gerekli hükümlere yer verilmesi gerekliliği hala yerine getirmemiştir. Bu nedenle dosya proje kapsamında ele alınmıştır.

03

04

Vaka Analizi

Haksız tahrik indirimi olmadığı için vakada verilen kararın emsal karar olduğu değerlendiriliyor. Şimdiye kadar birçok eşcinsel cinayeti davasında sanıklar haksız tahrik sebebiyle indirim alıyordu. Karar, nefret suçunu tanımlayabilecek bir karar olarak değerlendiriliyor. Babaya ağırlaştırılmış, amcalara müebbet hapis cezası verilmiştir.

Avukatlar mahkemenin iddianamede ve mütalaada belirtilmeyen TCK 82/1-j töre saiki üzerinden de sanıklara ek savunma hakkı tanıması ve bu bendi üzerinden de hüküm kurması gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Öldürülen kişinin cinsel yönelimi, öldürme kastı ve cinayetin işleniş şekli töre saikinin var olduğu görülmektedir.

SPOD katılımı (müdahillik daha sonradan kaldırılsa da) önemlidir. Eşcinsel ve trans bireyler davayı izlemiştir. Avukatlar örneğin ‘Cinsel tercih’ yerine zabıtta ‘cinsel yönelim’ terimini kullanılmasının doğru olduğunu belirtmişler mahkeme heyeti de bu isteği uygun bulmuştur.

Savcı değişimi ve mahkeme heyeti değişiminin adil ve hızlı yargılanma önünde engel teşkil etmiştir.

Aslında Roşin evden kaçarak yaşadığı duruma ilişkin bir ipucu vermiştir. Ancak bu süreçte sadece polisin aktör olması Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan kimsenin müdahil olmaması, Roşin’in neden evden kaçmasının sebebinin üstünde durulmaması ve yaşadığı ihlalin önüne geçilmemesine yol açmıştır.

Ayrıca bu süreçte Roşin’in uğradığı hak ihlaliyle ilgili mahallede yaşayanların, akrabaların, muhtarın bilgisi olduğu düşünülmektedir.  Konuyla ilgili bilgisi olan herkesin bildirim yükümlülüğü bulunmasına karşın bu yükümlülük yerine gelmemiştir.

Öneriler

– Çocukların yaşadıkları hak ihalelerinde başvurabilecekleri, erişimi kolay, etkili mekanizmaların oluşturulması acil bir durumdur. Bu mekanizmalar çocuk odaklı ve hızlı bir şekilde çalışacak şekilde kurgulanmalıdır.

– Roşin’in 18 yaş altında kardeşleri bulunmaktadır ve bu çocuklarla ilgili verilmiş herhangi bir koruma tedbiri, danışmanlık tedbiri bulunmamaktadır. Oysa tüm bu yaşanılanlar onları da derinden etkilemiştir. Ayrıca çocuklar ebeveynleri tarafından olası bir hak ihlaliyle karşılaşma riskine de sahiptirler. Bu nedenle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu çocukların durumuna ilişkin özel bir izleme yapması gereklidir.

-Davanın kamusallaşması, sivil toplum örgütleri aracılığıyla gerçekleşmiştir. Sivil toplum örgütlerinin dava izleme kapasitesini artıracak her çalışma önemlidir.

– Çocuğa karşı her türlü şiddetin suç olduğu ve buna tanıklık eden herkesin bildirim yükümlülüğünün bulunduğu konusunda farkındalık yaratılması önemlidir.

–  Çocuk hak ihlallerinin cezasız kalmamasının bir yolu da ihlalle tanıklık eden kişilerin korunmasının sağlanmasıdır.

– Bireysel silahlanma bir şiddet aracıdır. Bu konuda yapılacak bir sınırlama ve aksi durumlarda cezalandırma hak ihlallerinin önüne geçmede önem taşımaktadır.

–  Toplumsal cinsiyet algısının hak temelli bir şekilde yaygınlaşması, benimsenmesi için etkili ve sistematik çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca bu sebeple gerçekleştirilen hak ihlalleri nefret suçları kapsamında değerlendirilmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

– Hak ihlaline uğrayan çocukların yanı sıra onların kardeşleri, diğer ebeveynleri, arkadaşlarıyla ilgili de farklı düzeylerde,  duydukları ihtiyaca göre destekleme mekanizmaları kurulmalıdır.

3. İfade Özgürlüğü

BTİ Davası

Özet: Çanakkale’de Gezi Parkı gösterileri sırasında yola sprey boyayla “Hükümet istifa”, “Faşizme ölüm”, yazdığı iddia edilen ilkokul öğrencisi B.T.İ.’ye, “Suçun anlam ve sonuçlarını algılayabilecek psikososyal olgunluğa erişmemiştir” yönündeki psikolog görüşüne rağmen ve yasalara göre cezai sorumluluğu bulunmadığı halde ‘kamu malına zarar’ suçundan dava açılmıştır.  İl Emniyet Müdür Yardımcısı 1 Temmuz 2013’de Çocuk Şube Müdürlüğü’ne yolladığı yazıda, 13 yaşındaki B.T.İ. hakkında ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ suçunu düzenleyen 301. maddeden işlem yapılmasını istedi. Hazırladığı fezlekeye polis, B.T.İ.’nin ‘açık kaynaklardan’ elde edilen, dilini çıkarmış halde çekilen bir resmini ekledi. Çocuk Şubesi ise 301’i ‘aşırı’ bularak, ‘mala zarar’dan suç duyurusu yaptı. Savcı da çocuğa iki yıla kadar hapis cezası verilmesini aksi halde koruma kararıyla yuvaya alınmasını talep etti. Talebin bulunduğu iddianameyi kabul eden Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi davanın ilk duruşmasına, çocuğun zorla getirilmesine hükmetti. İkinci duruşma, 21 Ocak’a bırakıldı. 21 Ocak’ta yapılan durulma sonucunda Mahkeme, gözlemler ve alınan raporlara göre, B.T.İ.’nin cezai ehliyeti bulunmadığına ve ceza verilmesine yer olmadığına hükmetti. Her ne kadar çocuk hakkında bir cezalandırmaya gidilmemişse de bu süreç tamamen çocuk adalet sistemi ve çocukların ifade özgürlüğü açısından bir hak ihlalidir. Ve hakim, savcı, il emniyet müdür hakkında bir soruşturma başlatılmasını gerektirmektedir. Ancak bu konuda herhangi süreç başlatılmamış ve çocuğa yönelik bir hak ihlali daha cezasız kalmıştır.

05

06

Vaka Analizi

Bu vakada; savcı suça konu olan eylemiyle ilgili soruşturma yürütürken 13 yaşındaki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisi B.T.İ’yi Adli Tıp uzmanına sevk etmiş ve adli tıp kurumunda hazırlanan raporda B.T.İ’nin suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu karar olmasına karşın; hazırladığı iddianameyle 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘kamu malına zarar vermek’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmasını talep etmiştir. Burada savcı takdir yetkisini çocuğun yüksek yararı üzerinden kullanmamış, süreç çocuğun ifade özgürlüğünü kısıtlamaya ve cezalandırmaya yönelik işletilmiştir.  Hukuki araçlar çocuğun ifade özgürlüğüyle ilgili bir baskı aracına dönmüştür.

Burada çocuğun ifade özgürlüğünü ve yüksek yararı ilkesini ihlal eden savcıdır. Ancak ne yazık ki savcı hakkında da – ki bu konuda basına da yansıyan çeşitli tartışmalar gerçekleşmiştir-  herhangi bir işlem başlatılmamıştır.

Çocuğun bu süreçte gerek ifade özgürlüğünün engellenmesi, gerek çocuk olmasından kaynaklı hakların temel alınmaması, gerek olayın basına yansıması gibi çeşitli yönlerden zarar gördüğü açıktır. Ancak bu konuda da herhangi bir onarım süreci  -maddi ve manevi tazminatın verilmemesi de dahil -işletilmemiştir.

Ancak konunun kamuya mal olmuş olması sürecin fiili olarak çocuğa daha fazla zarar verecek boyutlara geçmesini engellemiştir. Gerek pek çok avukatın çocuğun savunmasını gerçekleştirmesi, gerek çeşitli milletvekillerinin ve sivil toplum örgütlerinin davayı izlemesi bu sonucu yaratmada etkili olmuştur.

Öneriler

– Çeşitli yargılama usullerinin yeniden çoğun yüksek yararı üzerinden değerlendirilmesi, hem mevzuat hem de uygulama açısından yenilenmesi.

– Çocuğun işlediği düşünülen suç fiili ile yaşadığı süreci orantıladığımızda adalet ilkesi açısından sıkıntılar görüşülmektedir. Bu nedenle sürece ilişkin onarıcı adalet ilkesinin işletilmesi gerekmektedir.

– Kamu görevlilerinin süreçte herhangi bir mekanizma yolu ile cezalandırılmayacakları düşüncesi cezasızlık kültürünün ne kadar köklü olduğuna işaret etmektedir.  Bu  olayda olduğu gibi diğer benzer olaylarda da benzer uygulamalar olmuştur. Hakimler ve savcıların yanında kamu görevlilerinin çocuklara yönelik tutumlarının denetlenebileceği bir mekanizmanın oluşturulması şarttır.

– Kamu görevlilerin ihlallerinin idari soruşturma açılmaması ve çocuğun yararına takdir yetkisi kullanmaması genel olarak çocuğun hak ihlallerinde karşılaşılan bir sorun alanıdır. Bu konuda hem mevzuatın hem de bakış açısının hak temelli bir şekilde dönüşmesi gerekmektedir.

– Çeşitli yasalardan kaynaklanan boşluklar zaman zaman kamu görevlisine takdir hakkı bırakmaktadır. Bu da çocukların yaşadıkları hak ihlallerinde yaygın bir cezasızlık olarak karşıma çıkmaktadır. Yine bu konuda etkili bir yasal düzenleme gerekmektedir.

4. İş Kazası

Eren Eroğlu Davası

Özet: İstanbul Esenyurt’ta Özel Doğa Hastanesi’nin yere düşen tabela harflerini tamir ederken yüksek gerilim hattına kapılarak yaşamını yitirmiştir. Savcılık tarafından istenen bilir kişi raporundan  Eren Eroğlu’nun ölümüyle ilgili olarak çocuğun iş güvenliği önlemleri alınmadığı için yaşamını yitirdiği ortaya çıkmıştır. Üzerlerinden yüksek gerilim hattı geçtiğini göz önünde bulundurarak, işçilere çatıya çıkmamaları konusunda uyarı yapmadığı için kusurlu bulunmuştur. Rapor üzerine  davada Eren’in çalıştığı firmadaki yetkililer hakkında taksirle ölüme sebebiyet vermekten dava açılmıştır. Ancak Eren’in ölümün gerçekleştiği hastane yakınında geçen enerji nakil hakları 1971 yılından beri aktiftir. Enerji aktifken binaya, yasaya aykırı şekilde izin verilmiştir. Bu izin Esenyurt Belediyesi yetkisi dahilinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle belediye ve TEİAŞ hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş ancak bu konuda herhangi bir soruşturma başlatılmamıştır. Ayrıca üzerinden yüksek gerilim hattının geçtiği bir binaya hastane ruhsatı veren Sağlık Müdürlüğü hakkında da suç duyurusunda bulunulmuş ancak bu konuda da benzer şekilde herhangi bir soruşturma başlatılmamıştır. Çocukların İş cinayetlerinde yaşamlarını kaybetmeleriyle ilgili olarak genel bir sorun; sadece iş yeri sahiplerine verilen taksirle ölüme sebebiyet vermeyle ilgili cezadır. Bu da genellikle para cezasına dönüştürülür ve taksite bağlanır. Ancak iş yerinin denetlenmesiyle ilgili kamu görevlilerinin sorumluluğu bu olaylarda görmezden gelinir. Bu nedenle çocuk iş cinayetlerinin cezasız kalmasıyla ilgili sık yaşanılan bu durumun yaşandığı dava proje kapsamında ele alınmıştır.

07

08

Vaka Analizi

Bu vaka en nihayetinde bir çocuk işçiliği konusudur. Çocuk işçiliğinin her türlüsü çocukların haklarını ihlal eden bir olgudur. Çocuklar genellikle çalışmak zorunda oldukları için çalışmaya devam etmektedir.

Çocukların çalıştıkları yerlere ilişkin sistemli bir denetleme mekanizması işletilmemektedir. Eren Eroğlu vakasında olay gerçekleştikten sonra; bu konuda çalışan bir girişim konuyla yakından ilgilenmiştir. Bir dava açılabilmiş ancak davada sadece Eren’in tabelasını taktığı hastane yöneticisi, Eren’in çalıştığı işletmenin müdürü ve hakkında bir dava yürütülmektedir. Ancak yüksek gerilim hattının olduğu bir yerdeki binaya hastane ruhsatı veren yetkili kurum İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri,  ruhsat ve kullanıma izin verdiği için Esenyurt Belediyesi yetkilileri, 5 metrelik alanı tapuya şerh ettirmediği için TEİAŞ yetkilileri hakkında herhangi bir soruşturma bulunmamaktadır.

Eren’in davası iş cinayetleri davasında sık karşılaşılan bir durumdur. Bu tür durumlarda sadece işletme sahibi hakkında işlem yapılmaktadır. Oysa iş yerini denetlemeyen, yanlış ruhsat veren vb. şekillerde yükümlülüğü olan kişi ve kurumlar hakkında genişletilmiş bir soruşturma yapılması cezasızlıkla mücadelede önem taşımaktadır. Sürmekte olan bu dava ile bu konuda çalışma yapan bir girişimin ilgilenmesi olumlu bir katkıdır.

ÖNERİLER

– Ölümle sonuçlansın ya da sonuçlanmasın bir çocuğun iş kazasına maruz kalmasının en önemli ve temel sebebi çocukların çalışmak zorunda olmalarıdır. Bunun da sebebi; gerek çocuğun insan hakları belgeleri gerekse sosyal devlet temeline göre devletin çocukları koruyacak önlemleri alma yükümlülüğünü yerine getirmiyor oluşudur.

– Devlet çocukların kaçak ya da uygun olmayan işlerde çalıştırılmasına ilişkin önleyici tedbirler konusunda yetersizdir. Gerek işyeri denetlemeleri gerekse ailelere uygulanacak çeşitli tedbirler konusunda eksik kalmaktadır.

– İş kazalarının ve cinayetlerinin görünürlüğü açısından medyanın olumlu rolü güçlendirilmeli ve işbirlikleri yaratılmalıdır.

– İş kazalarının açığa çıkmasında ya da cezasızlığıyla mücadelede örgütlü yapıların bu olayları izlemesi ve bizzat müdahil olması önemlidir. Bu nedenle çeşitli sivil örgütlerin bu yöndeki çalışmaları dayanışma ile desteklenmelidir.

– Yasal olarak çalışması mümkün olan çocuklara yönelik işçi sağlığı ve güvenliği konusundan onları güçlendirecek, talep edebilmelerini sağlayacak onlara özel ve uygun bilgilendirici çalışmalar yapılmalı, materyaller oluşturulmalıdır.

– Yasal olarak çalışabilen çocukların çalıştıkları sektörlere göre; çocuklara özel olarak hazırlanmış bir “çocuk işçi sağlığı ve güvenliği” standartları geliştirilmeli ve bu konuda işverenlere daha ağır yükümlüklerin getirilmesi için çaba gösterilmelidir.

– Çocuk işçiliğinin önlenmesi çalışmalarında yetişkinlerin sosyal hakları temel alınmalıdır.

5. Kapalı Kurum

Şakran Ş Vakası*

Özet: Şakran Cezaevinde 2013 yılının Mayıs ayında, çocukların aileleri tarafından açığa çıkartılan işkence ve kötü muamele süreciyle ilgili olarak Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi avukatları, tarafından cezaevi görevlileri hakkından suç duyurusunda bulunulmuş ancak suç duyurusu takipsiz kalmıştır. Etkin soruşturmanın yapılmadığı ve ilgili kamu görevlilerinin cezasız bırakıldığı bu dava dosyası proje kapsamında ele alınmıştır. Bir not olarak belirtmek isteriz ki; Şakran Cezaevinde yaşanan bu olayın cezasız kalmasıyla birlikte bu yıl Mart ayında benzer olayların yaşandığı bir kere daha görünür olmuştur. Bu nedenle bu dosyanın seçilmesinin isabetli olduğu düşünülmektedir.

09

10

Vaka Analizi

Ş.A.’nın kapalı kurumda yaşadığı şiddet, devletin, koruması altında bulunan bir çocuğu koruma yükümlülüğünü yerine getirememesinin yanı sıra sistematik bir şiddet döngüsünün yaratılması ile büyümüştür. Öyle ki gerek çocukların birbirlerine şiddet göstermesi teşvik edilmiş veya görmezden gelinmiş; gerekse kurum içindeki personel zamanında ve etkin bir müdahale yapmadığı için şiddetin boyutları artmıştır. Kurumda şiddet gören çocukların Kürt olması ve politik eylemlere katılmış olma gibi ortak özellikleri, maruz kaldıkları şiddetin nedenleri arasında “ayırımcılık” olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla çocuğa özgü adalet sisteminin temel ilkelerinden olan “ayırımcılık yapmama” ilkesinin gözetilmesi konusunda sorunlar yaşandığı açıktır. Ayırımcılığın önlenmesi konusunda özellikle çocuklarla bir araya gelen personelin insan hakları eğitimi konusunda güçlendirilmesi, çocukların hızlı bir şekilde ulaşabileceği tarafsız ve etkin başvuru mekanizmaları oluşturulması, kapalı kurumların bağımsız izlemeye açılması gibi mekanizmalar şiddetin oluşmasını önleyebilirdi. Ayrıca benzer kurumlarda şiddetin tekrar oluşmamasını sağlamak için sorumluların cezasız kalmamasını sağlayacak hukuki düzenlemelerin güçlendirilmesi gerekliliği de ortadadır. Öte taraftan bu vaka, yine çocuğa özgü adalet sisteminin temel ilkelerinden biri olan “özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması” ilkesinin işletilmediğini; kapalı kurumlarda çocukların günlük yaşamlarının planlanmasında toplumla bütünleşmeye yönelik “onarıcı adalet” yaklaşımı yerine halen “cezalandırıcı ve ıslah edici” yaklaşımın hüküm sürdüğünü göstermektedir.

Bu vakada şiddet döngüsünün görünür hale gelmesi, cezasızlıkla mücadele ve şiddet travmasının iyileşme süreçlerinin güçlendirilmesi konusunda sivil toplum aktörlerinin önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Çocukların erişebildiği farklı uzmanlıkları olan sivil toplum üyeleri, vakaya müdahale edebilmiştir. Bu noktada çocuklar için hızlı, etkili ve erişilebilir başvuru mekanizmaları oluşturulması bir gerekliliktir. Öte taraftan kapalı kurumların sivil ve bağımsız izleme mekanizmalarına açılmasının önemi de ortadadır.

Öneriler

– Yasal düzenlemelerle çocuğa özgü adalet çerçevesinde çocuklar için “suç” olarak tanımlanan eylemler yeniden tanımlanmalıdır.
– Hukuki yardımın niteliği güçlendirilmeli. Örneğin CMK sürecinin çocuk aleyhine işlemesi önlenmelidir.
– Çocuğa özgü adalet sisteminin gereklilikleri sağlanmalıdır (Örneğin çocukların yüzde doksanın avukatı olmadığı sorunu çözülmeli, adalete erişimleri sağlanmalıdır. Çocukların yaşları büyütülerek yetişkin ceza sistemine dahil olmaları ile mücadele edilmelidir. 18 yaş sınırı ile ilgili çocuğa uygun düzenlemeler yapılmalıdır).
– Mahkeme süreci çocuk odaklı, çocuğun yüksek yararı ilkesi gözetilerek işletilmelidir.
– Kapalı kurumlarda çalışan hekimlerin ve diğer meslek elamanlarının güçlendirilmeli, İstanbul protokolünün yaygınlaşması sağlanmalıdır.
– Kapalı kurumlardaki sorunların bilinmez ve görünür olmayışı önlenmelidir.
– Medya çocuk hakları ihlallerini “önleyici, koruyucu, iyileştirici” odakla gündemde tutmalıdır.
– Kapalı kurumlarda yaşananlar, çocukların ajanlaştırılması vb. sorunlar kamuoyuna aktarılmalıdır (Sokak hareketleri vb).
– Kurum içinde yaşanan ihlalin ortaya çıkması için etkili bağımsız izleme mekanizması oluşturulmalıdır. – Çocuk cezaevleri kapatılsın girişimi çalışması ortaklaştırılmalı, çok disiplinli yürütülmelidir.
– İnsan hakları savunucuları desteklenmeli, korunmalı, hak ihlaliyle ilgili çalışan kişilere yönelik destek çalışmalar yürütülmelidir (Hukuki destek, psiko sosyal destek vb).

6. Tarım İşçisi

Veli Can Çelik Vakası

Özet: 13 yaşındaki Veli Can Çelik Konya’da Endüstri Meslek Lisesi 1’nci sınıf öğrencisidir. Okul harçlığını çıkarmak için bir gün okulu gitmeyip kazada yaralanan annesi Leyla Çelik’in yanında çalışmaya gider. Bunun için de 46 kişinin taşındığı minibüse biner, çalıştığı yere gitmek için. Isparta Yalvaç’ta minibüs devrilir ve diğer 16 kişiyle birlikte yaşamını kaybeder. Olayla ilgili takipsizlik verilir. Kamu davası açılmaz.

11

12

Vaka Analizi

Bu vakada yine bir insan hakları sorunu olan çocuk işçiliği alanındadır. Ailesine destek olmak amacıyla günlük tarım işçiliği yapan Veli Can, ne yazık ki çalışma yerine giderken gerçekleşen trafik kazasında yaşamını kaybetmiştir. Olayla ilgili herhangi bir kamu davası açılmamıştır. Ayrıca kazanın meydana gelme şekli ve denetimsizlik olmasına karşın Emniyet müdürlüğü, trafik şube müdürlüğü olayla ilgili sorumlu tutulmamıştır. 18 kişinin ölümü 26 kişinin yaralanmasına sebep olan olayla ilgili sadece yaşamını kaybeden şoför suçlu bulunmuş ancak o da yaşamını kaybettiği için soruşturma açılmamıştır Oysa ki araç kapasitesinin üstünde işçiyi taşımakta ve bununla ilgili ne işveren ne de denetlemeyi yapmayan trafik müdürlüğü hakkında soruşturmanın açılması olayın cezasız kalmaması için önem taşımaktaydı.

Öneriler:

-Çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik sistemli çalışmalar yapılmalıdır.

-Tarım alanı da olsa her türlü işyerinin düzenli denetlenmesi önemlidir.

-Tarım işçiliği iş cinayetlerinin en sık görüldüğü bir alandır. Bu nedenle belirli standartların oluşturulması ve bu standartların mutlaka denetlenmesine ilişkin mekanizmanın kurulması gereklidir.

-Özellikle çocuk iş cinayetleriyle ilgili davalarda soruşturmanın olabildiğince genişletilerek yapılması, hiçbir aktörün cezasız kalmaması gerekmektedir.

7. Fadime Yalçın Vakası

Özet: Demirci İlçesi İmrenler Köyü İlköğretim Okulu bahçesinde, okul penceresinin demir korkuluklarında 2002 yılı doğumlu Fadime Yalçın başı sıkışarak ölmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, meydana gelen ölüm olayıyla ilgili şüpheli bir durumun bulunmaması nedeniyle kamu adına “Kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verilmiştir.

13

14

Vaka Analizi

Şüpheli bir durumun bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar cezasızlığa sebep olmuştur.

Sorumlulukları bulunan öğretmen ve müdür hakkında hukuki işlem yapmaktan kaçınıldığı görülmektedir.

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü benzer şekilde idari bir soruşturma başlatmamıştır.

Öneriler:

  • Okullarda fiziksel güvenlik konusunda gerekli standartların derhal yürürlüğe girmesi gerekmektedir.
  • Öğretmenlerin yanında öğrencilere fiziksel güvenlik konusunda eğitimler verilmelidir.
  • Çocuk işçiliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik sistemli çalışmalar yapılmalıdır.
  • Aile ve diğer çocuklarla ilgili olarak okul sosyal hizmetinin etkisiz kaldığı görülmüştür. Aileye ve okuldaki diğer çocuklara sosyal psikolojik destek sağlanmalıdır.

KAYNAKLAR

  • Bender-deMoll, S., “Potential Human Rights Uses of Network Analysis and Mapping: A report to the Science and Human Rights Program of the American Association for the Advancement of Science”, 2008 http://skyeome.net/wordpress/wp-content/uploads/2008/05/Net_Mapping_Report.pdf, Erişim tarihi 15.10.2014.
  • Weaver, W. “Science and complexity,” American Scientist, 1948.
  • Deleuze, G. & Guattari, F. “A Thousand Plateaus”, University of Minnesota Press, 1987.
  • Freeman, L.C., “Visualizing Social Networks” Journal of Social Structure 1 (2000)
  • Knoke, D., “Social Network Analysis”, Quantitative Applications in Social Sciences 154, Sage Publications, 2008.
  • Helsinki Yurttaşlar Derneği ve İnsan Hakları Gündemi Derneği’nin birlikte yürüttüğü “Hak Mücadelesinde Haritalama Yöntemi: Türkiye’de İşkencenin Stratejik Haritasının Çıkarılması” başlıklı proje,www.stramap.org/, Erişim tarihi 15.10.2014.
  • İnsan Hakları Ortak Platformu, “Türkiye’de Ayrımcılığın Haritalanması Projesi”, http://ayrimcilikaglari.org/ , Erişim tarihi 15.10.2014.
  • Mülksüzleştirme Ağları, mulksuzlestirme.org/, Erişim tarihi 15.10.2014.
  • Kalkınma Atölyesinin, “Mevsimsel Tarım İşçiliği Göçü Projesi”, 2014.
  • Gündem Çocuk Derneği, “Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesinde Stratejik Haritalama Uzaktan Öğrenim Programı” Raporu, (yayıma hazırlanıyor), 2014.
  • DİSK-AR, “Türkiye’de Çocuk İşçiliği Gerçeği Raporu” , http://www.disk.org.tr/2014/04/disk-ar-cocuk-isci-sayisi-dunya-genelinde-azalirken-turkiyede-artti/, 22.04.2014.
  • Gündem Çocuk Derneği, “Türkiye’de Çocuğun Yaşam Hakkı 2013 Raporu”, http://www.gundemcocuk.org/belgeler/yayinlarimiz/raporlar/19.04.2014%20-%20T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20%C3%87ocu%C4%9Fun%20Ya%C5%9Fam%20Hakk%C4%B1%202013%20Raporu.pdf Nisan 2014.

STRATEJİK DÜŞÜNME

http://www.gundemcocuk.org/cksostog/sunum/stratejik-dusunme-stratejik-planlama.pdf

KADIN VE KIZ ÇOCUKLARINA KARŞI İŞLENEN CİNSEL ŞİDDET SUÇLARINDA CEZASIZLIK SORUNU RAPORU

Kadın ve Kız Çocuklarına Karşı İşlenen Cinsel Şiddet Suçlarında Cezasızlık Sorunu Raporu Yayınlandı

CEZASIZLIKLA MÜCADELE EL KİTABI

Cezasızlıkla Mücadele El Kitabı yayınlandı…

ZAMAN VE AŞIMI: AĞIR İNSAN HAKLARI İHLALLERİNİN KILIFINI KALDIRMAK

Zaman ve Aşımı: Ağır İnsan Hakları İhlallerinin Kılıfını Kaldırmak

CEZASIZLIKLA MÜCADELEDE BİR MÜDAHALE YÖNTEMİ: AMİCUS CURİE

Cezasızlıkla Mücadelede Bir Müdahale Yöntemi: Amicus Curie

TÜRKİYE’NİN CEZASIZLIK MEVZUATI

Türkiye’nin Cezasızlık Mevzuatı

CEZASIZLIK SORUNU: SORUŞTURMA SÜRECİ

Cezasızlık Sorunu: Soruşturma Süreci